OECD’nin 2025 yılında yayımladığı PISA (Program for International Student Assessment) sonuçlarına göre, matematik ve okuma alanlarında 2015’e kıyasla OECD ortalamasında düşüş yaşandı. 65 ülkede 15 yaşındaki öğrencilerin yaklaşık %20’si, değerlendirilen tüm alanlarda düşük performans gösteriyor. Sıralama, devamsızlık veya bütçe gibi tek başına göstergelerden ziyade öğrenme kalitesi, dağılım, yörünge ve uyum kapasitesi gibi ölçütlerin öne çıkarılması gerektiği vurgulanırken, sınavların eğitimin amacını tam olarak tanımlayamayacağı da belirtiliyor.
PISA, 15 yaşındaki öğrencilerin üç temel alanda — okuma, matematik ve bilimsel okuryazarlık — değerlendirildiği uluslararası bir değerlendirme programı. Program, ülkelerin eğitim sistemlerinin öğrencilere hangi becerileri kazandırdığını karşılaştırmalı biçimde ortaya koymayı amaçlıyor. Sonuçlar, yalnızca bir sıralama listesi olarak değil, eğitim politikalarının nasıl şekillendirilmesi gerektiğine dair bir uyarı niteliği taşıyor. Analizlere göre, sınav puanları eğitimin gerçek kalitesinin tamamlayıcısı olabilir, ancak tek başına eğitimin amacını belirleyemez.
Ortalama düşüşün ardındaki eğilim
2015’e göre yapılan karşılaştırmada matematik ve okuma alanlarında OECD ortalamasında gerileme kaydedilirken, bu düşüşün yalnızca ortalamayı etkilediği değil, aynı zamanda öğrenciler arasındaki dağılımı da bozduğu görüldü. Yani yüksek performans gösteren öğrencilerde bile bir azalma söz konusu olduğunda, sistemin genel kalitesi açısından daha ciddi bir tablo ortaya çıkıyor. Uzmanlar, bu durumun tek bir ülkede değil, katılımcı ülkelerin çoğunda paralel biçimde yaşandığını belirtiyor.
Öte yandan, düşük performans gösteren öğrencilerin payının tüm değerlendirilen alanlarda %20 seviyesinde sabit kalması, eğitimin yalnızca uçları değil, ortasını da nasıl etkilediğine dair önemli bir işaret. Bu bağlamda, politika yapıcıların dikkatini sadece en üstteki sıralamaya değil, öğrencilerin öğrenme yörüngelerine ve sistemin değişen ihtiyaçlara uyum kapasitesine çevirmesi gerektiği savunuluyor.
Sıralama, devamsızlık veya harcanan kaynak miktarı gibi göstergeler, eğitimin kalitesinin yalnızca bir parçasını yansıtır. Öğrenmenin kalitesi, bu öğrenmenin tüm öğrencilere nasıl dağıldığı, öğrencilerin zaman içindeki gelişim yörüngesi ve sistemin geleceğe uyum yeteneği, asıl ölçülmesi gereken unsurlardır.
PISA değerlendirme yaklaşımı
Beyanların sahadaki karşılığı olarak, eğitimciler ve politika uzmanları, sınav sonuçlarının bir başucu kitabı olmaktan çok bir başlangıç noktası olarak kullanılması gerektiğini savunuyor. Sınavların neyi ölçtüğü ile eğitimin asıl hedeflediği arasında bir uçurum olduğunda, bu uçurumun kapatılması için sistemin daha kapsayıcı ve esnek biçimde yeniden tasarlanması gerektiği vurgulanıyor.
Önümüzdeki aşamalar ve tartışma
Uzmanlar, sonuçların tartışılmasıyla bitmek yerine, eğitim sistemlerinin nasıl değerlendirilmesi gerektiğine dair bir yeniden düşünme sürecinin başlatılması gerektiğini savunuyor. Bu bağlamda, ülkelerin kendi eğitim hedeflerini sınav puanlarıyla değil, öğrenme kalitesi ve uyum kapasitesi gibi daha derin ölçütlerle tanımlaması bekleniyor.
Programın bir sonraki aşamasında, ülkelerin kendi eğitim sistemlerini bu ışık altında yeniden değerlendirmesi ve politika önerilerini buna göre şekillendirmesi öngörülüyor. Böylece sınavın ötesinde, eğitimin gerçek amacına dönük bir yeniden odaklanma gündeme geliyor.
