Çocukların polise duydukları güvenin temelinde adaletli muamele, saygı, açık iletişim, duygusal güvenlik ve gerçekten işlenen katılım yatıyor. Bu doğrultuda yapılan yeni bir araştırma, şiddet mağduru çocuklara yönelik koruma odaklı polis çalışmalarının tutarlı biçimde uygulanmadığını ve bu eksikliklerin özellikle azınlık ve nörogelişimsel farklılığa sahip çocuklarda suçlulaştırma ile görülmeyen risklerle sonuçlandığını ortaya koydu. Araştırmacılar, bu tür uygulamaların daha sistematik, travmaya duyarlı ve ayrımcılığa karşı duyarlı biçimde yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Araştırmanın işaret ettiği en kritik nokta, koruma odaklı polisçiliğin (safeguarding-led policing) her yerde eşit şekilde uygulanmaması. Bu tutarsızlık, zaten zorlu bir süreçten geçen çocukların daha da marjinalize edilmesine yol açabiliyor. Özellikle azınlık kimliğine sahip ve nörogelişimsel farklılıkları bulunan çocuklar, bu sistemin boşluklarından en çok etkilenen grup olarak öne çıkıyor.
Güvenin Beşi: Adaletli Muamele ve Duygusal Güvenlik
Araştırmaya göre bir çocuğun polise olan güveninin oluşması, tek başına sert müdahalelerin azaltılmasıyla değil, daha geniş bir davranışsal çerçeveye dayanıyor. Çocukların bu güveni; adil biçimde muamele görme, saygılı bir dille karşılanma, net ve anlaşılır iletişim kurma, duygusal olarak güvende hissetme, sözlerinin gerçekten dinlenmesi ve işlenen vaatlerin yerine getirilmesi gibi altı temel unsurdan besleniyor. Bu unsurlar birbirini tamamlayan bir bütünü oluşturuyor.
Konuya yaklaşımıyla ilgili açıklamada araştırmacılar, mevcut uygulamaların bu beşeri boyutu yeterince içermediğini belirtti. Çoğu zaman suçlulaştırıcı bir dil ve yöntemle yürütülen müdahaleler, çocukların zaten var olan zayıflıklarını daha da derinleştirirken, gerçek risklerin ise gözden kaçırılmasıyla sonuçlanabiliyor.
Koruma odaklı polisçiliğin tutarlı biçimde uygulanmaması, hem çocukların suçlulaştırılmasına hem de görülmeyen risklere yol açıyor. Azınlık ve nörogelişimsel farklılığa sahip çocuklar bu sistemin boşluklarından en çok etkileniyor.
Araştırmacılar
Bu bağlamda uzmanlar, müdahalelerin yalnızca fiziksel güvenlik açısından değil, aynı zamanda travmanın ve ayrımcılığın çocuk üzerinde yarattığı etkiler açısından da tasarlanması gerektiğini savunuyor. Bir çocuğun polise yaklaşımı, onun kimliği, kökeni veya nörogelişimi göz ardı edilmeden değerlendirilmeli.
Tutarlılık Neden Önemli?
Araştırmacıların dikkat çektikleri bir başka unsur da tutarlılığın eksikliği. Bir bölgede bugün uygulanan, yarın uygulanmayan koruma odaklı yaklaşımlar, çocuklarda belirsizlik ve güven kaybı yaratıyor. Bu durum, polis ile toplum arasındaki ilişkiyi zedeleyebilirken, aynen çocuğun kendi içinde de bir güvenlik hissi oluşturmasını engelliyor.
Katkıda bulunma söz konusu olduğunda da benzer bir tutarsızlık görülmekte. Çocuğun görüşünün gerçekten işlendiği, onun katkısının somut adımlara dönüştürüldüğü durumlarda güven artarken; söz dinlenmediği ya da vaatlerin yerine getirilmediği durumlarda ise tam tersi bir sonuç ortaya çıkabiliyor.
Araştırmacılar, gelecekte bu tür çalışmaların standartlaştırılması ve tüm bölgelerde eşit biçimde uygulanması gerektiğini öneriyor. Böylece çocukların hem fiziksel hem de duygusal güvenliklerinin daha etkili biçimde sağlanabileceği bir çerçeve oluşturulmuş olacak.