ABD ve Japonya, hesaplaşma eşiğinde
Japonya’nın GSYH’sinin %250’sinden fazlasını borç olarak taşıması nedeniyle, dünyanın en büyük borç yüküne sahip ülkesi. 30 yıldır bu durumun bir önemi yoktu çünkü Tokyo neredeyse ücretsiz borçlanabiliyordu. Şimdi fatura geliyor.
Referans getiriler sadece %3’e ulaştı ve bu seviye, maliye bakanlığının hiç bütçe ayırmadığı bir seviye. Bu hareket, küresel piyasalarda dalgalanmalara neden oluyor ve dolar cinsinden ani değişikliklerin dünya çapındaki finans sistemlerini sarsma potansiyeli bulunuyor.
Durum daha da karmaşık hale geliyor çünkü ABD Hazine getirileri de Tokyo’nun hızına yetişiyor gibi görünüyor. ABD 30 yıllık hazine tahvillerinin getirisi son iki on yılda görülen en yüksek seviyeye, yani %5,3 civarına yükseldi.
Enflasyon endişeleri bu hareketleri tetikliyor. İran’daki savaş devam ederken ve petrolün varil fiyatı 95 doların üzerinde seyretmesiyle birlikte, tahvil yatırımcıları daha yüksek getiri talep ediyorlar. Aynı zamanda, gevşek mali politikalar ve faiz oranlarını yükseltmekte geciken merkez bankaları da bu durumu tetikliyor.
Ek bir faktör olarak, ABD ile Japonya arasındaki getiri dinamiklerinin Washington ve Tokyo arasındaki jeopolitik ilişkilerle iç içe geçmesi, dünya piyasaları için riski artırıyor.
Bu hafta, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, aylar süren kampanyasını yoğunlaştırarak Japonya Merkez Bankası’nı faiz oranlarını yükseltmeye zorladı. Amacı, Başkan Trump’ın Federal Rezerv ile istediği sonuçları elde edemezse, Japonya’daki faizleri artırarak bir çözüm bulmaktı.
G20 yetkilileri Kuzey Carolina’da toplanırken, Bessent, BOJ Başkanı Kazuo Ueda’dan “doğru şeyi yapmasını” ve para politikasını yönlendirmesini istedi.
31 Ağustos’ta Bessent, CNBC’ye yaptığı açıklamada, “Piyasanın bilmediği bilgilere sahibim ve Japon hükümetinin ve BOJ’un daha güçlü bir yen sağlayacak adımları atacağına inanıyorum” dedi.
Bu açıklama, 1998’den beri ilk kez yapılan ABD-Japonya ortak müdahalesini içeren bir operasyona zemin hazırladı. Bu operasyon, Başbakan Sanae Takaichi‘nin hükümetinin kendi müdahalelerini finanse etmek için ABD hazinelerinin satışını yapabileceği endişesiyle hareket edildi. Japonya, 1,1 trilyon doların üzerinde ABD hükümet borcu bulunduran en büyük alıcı konumunda. Bu nedenle, Washington, dolar yerine euro kullanarak yene müdahale etme riskini ortadan kaldırdı.
Daha sonra Bessent, benzer bir Japon taktiği olan, getirileri düşürmek için büyük ölçekli devlet tahvili geri alımları yaparak piyasayı etkilemeye çalıştı. Ancak piyasalar bu girişime yanıt vermedi.
Yen, dolara karşı 160 seviyesinde işlem görmeye devam ediyor ve uzun vadeli ABD getirileri yeniden yükseliyor. “Tahvil piyasasının ABD Hazine Bakanlığı’nı tamamen göz ardı ettiği görülüyor” yorumu yapıldı.
Japonya’daki durumun kısa vadede daha önemli olabileceği belirtiliyor. Getiriler, doların yene karşı 160 seviyesini test etmesiyle birlikte yükseliyor ve 10 yıllık Japon devlet tahvillerindeki getiri artışı, Japonya’nın borç yükü ve azalan nüfusu göz önüne alındığında özellikle endişe verici.
Japonya ile ABD arasındaki benzerlikler daha belirgin hale geliyor. Japonya, yüksek borçlu bir ülkenin de piyasaların güvenini koruduğu sürece düşük faizlerle borçlanabileceğini gösterdi ve bu güven şimdi sarsılıyor. Ancak ABD de benzer bir durumla karşı karşıya ve bu durumun sürdürülebilir olup olmadığı henüz belli değil.
Sonuç olarak, Japonya’daki gelişmelerin kısa vadede daha önemli olabileceği belirtilirken, uzun vadede ABD’deki borç yükünün ve mali politikaların küresel piyasalar üzerindeki etkileri yakından takip edilmeli.

