Denizdeki yaşam, ölen bir balinanın etrafında batık bir cesedin etrafında gelişir. Araştırmacılar bunun “balina düşüşü” olarak adlandırılan epik bir deniz cenazesidir. Ancak, karaya vuran bir balina farklıdır; bu, kokan, çürüyen et ve sıvının boşaldığı bir kütledir. Kuşlar cesedi temizlemeye çalışırken, böcekler de işe koyulur. Yaklaşık iki yıl sonra her şey yok olur, sadece iskelet kalır. Ancak 1970’te Oregon’daki yetkililer bu kadar bekleyemezlerdi. Sekiz tonluk cesedin mümkün olan en kısa sürede ortadan kaldırılması gerekiyordu.

O dönemde Oregon kıyısını yöneten Eyalet Karayolları Dairesi, sorunu bir tür trafik akışını engelleyen devasa bir kaya parçası gibi ele aldı. Balinayı dinamitle patlatarak “yağ kar fırtınası” yarattılar. Kan ve kas kütlesi yüzlerce metre yükseğe fırladı ve dörtte bir mil ötedeki izleyicilerin üzerine düştü. Kokunun cildinde ve saçlarında günler boyunca kaldığı söyleniyordu.

1927’de Popular Science dergisindeki bir makalede “dinamitin harika yeni kullanımları” anlatılıyordu; bu sadece karada değil, aynı zamanda köpekbalıklarının avlandığı denizlerde de geçerliydi. Köpekbalıklarının sayısı azaltıldıktan sonra cesetler yüzeye çıkarılarak kolayca toplanıyordu. Hatta balina avcıları bile “öldürme mızraklarının” uçlarına küçük patlayıcılar yerleştiriyordu.

Ancak, bu yöntem beklenen sonucu vermedi. James Heiss’in açıklamasına göre, ölü balinanın ağzının önündeki kum tepelerine itildiğinde, fethet kokusu neredeyse dayanılmaz hale gelmişti. Yardımcı Bölge Karayolu Mühendisi George Thornton’un planı, patlamaların balinanın parçalarını nehre göndermek ve böylece gelgitin onları okyanusa geri taşımaktı. Ancak dinamitin yarattığı büyük patlama, cesedi her yöne fırlattı; üç fit uzunluğundaki bir parça, plajdaki arabanın çatısına çarptı.

Patlamadan sonra sadece büyük bir çukur ve balinanın kopmuş kuyruğu kaldı. Thornton basına “Her şey tam olarak planlandığı gibi gitti” dedi; ancak etrafındaki sahne kan ve parçalarla kaplıydı. En büyük parçalar dozerlerle gömüldü ve deniz kuşlarının geri kalanını temizleyeceği umuldu.

Günümüzde, ölü bir balinanın yerinde bırakılması en ucuz, en kolay ve en güvenli seçenektir. Kuşlar, kabuklu deniz hayvanları ve mikrobiyal ayrıştırıcılar için bir yiyecek kaynağı görevi görerek besinleri gıda zincirine geri döndürür. Uzak plajlar artık eskisi kadar yaygın değil ve bazen açlıktan, gemi kazalarından veya balık ağlarına takılmaktan dolayı ölen balinaların sayısı artabiliyor. Bu durumlarda, cesedi patlatmak yerine genellikle “yüksek gelgit çizgisinin üzerinde kumun içine gömülür”.

Bu yaklaşımın bazı tartışmalı yönleri vardır; bunlar arasında köpekbalıklarının cezbedilmesi ve cesedin çürümesiyle ilgili kimyasalların su kalitesini olumsuz etkileme potansiyelidir. Köpekbalıkları konusundaki soru hala net değilken, Heiss’in 2020 yılında yayınladığı bir çalışma, gömülü balinalardan kaynaklanan kimyasalların “sahilde akan yeraltı suyuyla taşınarak okyanusa yakın gelgit çizgisinin yakınında deşarj edildiğini” göstermiştir. Çalışmada incelenen bir bileşiğin konsantrasyonunun, gömülü bir balina olan bölgelerde, olmayanlara göre 26 kat daha yüksek olduğu tespit edilmiştir; ancak bu konsantrasyon, cesedin suya daha yakın gömülmesiyle azaltılabilir.

Ancak insan yerleşimlerinin yakınındaki plajlarda, ölü bir balinayı patlatarak milyonlarca parça halinde dağıtmak veya bu parçaları kumun altına gömmek arasında bir seçim yapmak mümkün değildir. Florence, Oregon’daki yetkililer de olayın şaka anlayışını koruyor ve 2019’da ünlü sahili “Patlayan Balina Anıtı Parkı” olarak yeniden adlandırdılar.

Popular Science dergisi, bilimi, mühendisliği ve inovasyonu şekillendiren en tuhaf, şaşırtıcı ve az bilinen hikayeleri anlatıyor. That Time When

Kaynak: Popsci ↗