Dünya’daki volkanlar tarih boyunca aktifken, Merkür’deki volkanlar milyarlarca yıl önce sönmüş durumda. Ancak, Merkür’ün yüzeyindeki bazı ipuçları, bu gezegenin 3.5 milyar yıl öncesinde neye benzediğine dair önemli bilgiler sunuyor.
Bu ipuçlarından biri de silisyum dioksit (silika). Dünya’da kumun ana bileşeni olan silika, Merkür’deki volkanik kayaların kökenine dair beklenmedik bir açıklama getiriyor. Planetary Research dergisindeki bir çalışmaya göre, astronomlar Merkür’den doğrudan silika örnekleri olmamasına rağmen, yüzeydeki silika içeriğini belirlemeyi başarmış.
“Bulgularımız, volkanik kayaların daha derinlerdeki manto malzemesinden oluştuğunu gösteriyor” diyor, Max Planck Güneş Sistemi Araştırma Enstitüsü’nden gezegen bilimci ve çalışmanın ilk yazarı Christian Renggli.
Merkür’ün bugün nasıl bir görünüme sahip olduğunun tam olarak nasıl şekillendiği henüz bilinmese de, astronomlar bu gezegenin 4.5 milyar yıl önce oluştuğundan beri sürekli olarak küçülmekte olduğunu biliyorlar. Bu süreç, “küresel kasılma” olarak adlandırılıyor ve Merkür’ün iç kısmının sürekli soğumasından kaynaklanıyor.
Smithsonian Enstitüsü’ne göre, Merkür hala bugün küçülmeye devam ediyor ve yüzeyindeki genç kırık hatları bu durumun bir göstergesi. Bu kırık hatlarının oluşumu, gezegenin kabuğunun birbirine doğru hareket etmesi ve yukarı doğru itilmesiyle açıklanabilir.
Bu yavaş küçülme, yaklaşık 3.5 milyar yıl önce Merkür’deki yüzey volkanizmasının sona ermesine neden oldu. Kuzey Carolina Eyalet Üniversitesi’nin araştırmalarına göre, geçmişte volkanik aktiviteye sahip olan Ay da benzer bir süreç yaşamış ve kabuğunun kasılması nedeniyle volkanları sönmüş.
Yeni çalışma, Merkür’ün önceki volkanik aktivitelerini daha iyi anlamak için gezegenin silika içeriğine daha yakından bakıyor. Ancak, herhangi bir uzay aracının Merkür’e henüz inmeyişi ve bu nedenle herhangi bir kaya örneğinin henüz toplanmamış olması nedeniyle, araştırmacılar dolaylı bir yaklaşım kullanmak zorunda kaldılar: yüzeydeki kızılötesi radyasyonun analiz edilmesi.
Merkür’ün yüzeyindeki silika içeriğini belirlemek için, araştırmacılar yaklaşık yarım milimetre boyutunda, kesin oranlarda silika içeren minik cam parçalar hazırladılar ve bunların kızılötesi radyasyon özelliklerini belirlediler.
“Cam parçalar, bir terazinin üzerindeki kalibrasyon ağırlıklarına benzer bir işlev görür” diyor, Münster Üniversitesi’nden jeolojik gezegen bilimi profesörü Iris Weber. “Ağırlıkları kesin olarak bilinir. Bu nedenle, terazin dengesini doğru yorumlamamıza olanak sağlarlar. Benzer şekilde, cam parçalar kızılötesi radyasyon özelliklerinden doğru sonuçlar çıkarmamızı sağlar.”
Cam parçaları bir tür kalibrasyon aracı olarak kullanıldıktan sonra, araştırmacılar aynı yaklaşımı Ay’da kullanarak, NASA‘nın Lunar Reconnaissance Orbiter’ı tarafından 2009’dan beri ölçülen Ay’ın kızılötesi radyasyonunu analiz ettiler. Bu veriler, Ay yüzeyinin ilk kapsamlı silika içeriği haritasının oluşturulmasına olanak sağladı ve bu harita, Dünya’ya getirilmiş kaya örnekleriyle doğrulanmıştır.
“Ay, bizim için bir tür referans noktasıdır ve Merkür’e giden yolda önemli bir kavramsal adımdır” diyor Renggli.
Bu adımlar sonunda araştırmacıların aynı yaklaşımı Merkür’de kullanarak, yüzeydeki silika içeriğinin beklenen değerlerden yüzde 25 daha düşük olduğunu tespit etmelerine yol açtı. Bu durum, Merkür’ün volkanlarının Dünya’daki, silika açısından zengin volkanlardan farklı bir şekilde davrandığı hipotezini destekliyor.
Araştırmacılar, bu bulguların Avrupa Uzay Ajansı ve Japon Havacılık Keşif Ajansı tarafından ortaklaşa yürütülen BepiColombo görevi tarafından doğrulanmasını bekliyorlar. Kasım 2026’da Merkür yörüngesine girecek olan bu uzay aracı, gezegenin volkanik geçmişine dair yeni bilgiler sağlayabilir.
Discovermagazine.com yazarlarımız, makalelerinde bilimsel olarak incelenmiş kaynakları ve yüksek kaliteli bilgileri kullanır ve editörlerimiz bilginin doğruluğunu ve yayın standartlarını kontrol eder. Bu makalede kullanılan kaynaklara aşağıdan ulaşabilirsiniz: