Birleşik Krallık’ta yürütülen ve Risk Analysis dergisinde yayımlanan yeni bir araştırma, insanların hayatlarını yakın geçmişlerine göre kötüye gittiğini algıladıklarında intihar düşüncelerini raporlama olasılıklarının, yalnızca gelir, yaş veya sağlık durumlarından çok daha yüksek olduğunu ortaya koydu. 2018 ile 2023 yılları arasında Korea Welfare Panel Study (KoWePS) kapsamında yıllık bazda gözlemlenen 14.552 kişinin verilerinin analiz edilmesiyle elde edilen bulgular, intihar riskinin arkasında yatan psikolojik mekanizmalar hakkında dikkat çeken bulgular sundu.
Güney Kore, gelişmiş ülkeler arasında en yüksek intihar oranına sahip ülke olarak öne çıkıyor. Bu bağlamda yürütülen çalışma, ülkenin sosyal ve ekonomik verileri takip eden yapılandırılmış veri setini kullanarak intihar düşüncelerinin arkasındaki algısal faktörleri ayrıntılı biçimde inceliyor.
Veri seti ve analiz yöntemi
KoWePS, Korea Institute for Health and Social Affairs ve Seoul National University tarafından yayımlanıyor ve katılımcıların sosyal-ekonomik ile mental sağlık faktörlerini uzun vadede takip etmelerini sağlıyor. Araştırmacılar, her bireyin kendi kendine raporladığı tatmini 0 ile 10 arasında ölçeklendirilen “hayat merdiveni” ile ölçtü ve bunu Birikimli Görüş Teorisi (CPT) çerçevesinde yorumladı. Teori, insanların sonuçları kişisel bir referans noktasına göre kazanç veya kayıp olarak değerlendirdiğini ve eşit büyüklükteki kazançlardan daha yoğun bir şekilde kayıpları hissettiğini öne sürüyor.
Yöntemin temelinde, bireylerin hayatlarındaki değişimi mutlak bir düzeyde değil, geçmişleriyle karşılaştırmalı bir biçimde algıladığı fikri yatıyor. Bu çerçevede araştırmacılar, mutluluk düzeyindeki değişimin yönünü ve bireylerin bu değişime verdikleri tepkinin şiddetini nicel olarak ölçmeye çalıştı.
İkiden fazla, kayıplara tepki en güçlü belirleyici
Araştırmanın temel bulgularından biri, kendi kendine raporladığı refahı bir önceki yıla göre düşen kişilerin, refahı artan veya aynı kalanlara kıyasla intihar düşüncesi raporlama olasılıklarının iki katından fazla olduğunu gösterdi. Bu oran düşüş yaşayanlarda yüzde 3,02 iken, artış veya değişmezlik yaşayanlarda yüzde 1,41 olarak kaydedildi.
Çalışmanın dikkat çeken diğer bir sonucu, bir kişinin zorluklara verdiği tepkinin intihar riskinin en güçlü tek belirleyicisi olmasıydı. En yüksek kayıptan kaçınma (loss aversion) düzeyine sahip kişiler, en düşük düzeze sahip olanlara göre 12 katdan fazla intihar düşüncesi oranına sahipti.
Araştırmacılar, geleceğe dair olumlu bakış açısının yalnızca kişinin yakın kayıplara verdiği tepkiyle birleştirildiğinde anlamlı olduğunu, tek başına bir olumlu bakış açısının istatistiksel olarak anlamlı bir öngörücü olmadığını belirtti. Genç kadınların ise düşen refaha en duyarlı demografik grup olarak öne çıktığı, koşulların iyileşmesi durumunda düşüncede en büyük azalmayı gösterdiği tespit edildi.
“Bu bulgular, değişim yönünün (trajectory) bir kişinin hayatının tek bir anlık karesinden daha önemli olduğunu öne sürüyor. Aynı gelir ve aynı sağlık durumuna sahip iki kişi, hayatlarının hangi yöne gittiği hissine ve bu değişimi bir kayıp olarak ne kadar yoğun yaşadığına bağlı olarak çok farklı psikolojik risklerle karşı karşıya kalabilir.”
Mamata Parhi, profesör
Profesör Mamata Parhi’nin açıklaması, çalışmanın temel mesajını özetliyor. Bu çerçevede, psikolojik riskin mutlak koşullardan çok kişinin kendini nasıl hissettiği ve hayatındaki değişimi nasıl yorumladığıyla ilişkili olduğu vurgulanıyor.
Kovid-19 dönemi ve tarama yöntemine dair öneriler
Araştırma, Kovid-19 pandemisi sırasında örneklemdeki intihar düşüncesi oranlarının ortalama refah düşerken bile azaldığını ortaya koydu. Yazarlar, bu tutarlılığı bireysel kayıp hissini yumuşatabilecek, toplumun tamamını kapsayan bir zorluk bilinciyle açıklıyor. Yani herkes benzer zorlukları yaşadığında, bireylerin kendi kayıplarını daha az keskin bir kayıp olarak algıladığı savunuluyor.
Elde edilen bulgular, intiharin önlenmesine yönelik tarama (suicide-prevention screening) süreçlerinin, yalnızca gelir veya tanı gibi statik risk faktörlerini izlemekten, bir kişinin yakın zamanda raporladığı refahındaki değişim ve zorluklara duyarlılığını izlemeye kayması gerektiğine işaret ediyor. Yazarlar, kayıptan kaçınmanın davranışsal göstergelerinin, düşünceler şiddetlenmeden risk altındaki bireyleri işaret etmede yardımcı olabileceğini öne sürüyor.
Çalışma, Risk Analysis dergisinde yayımlanmış olup, Society for Risk Analysis (Society for Risk Analysis) tarafından sağlanmış bilgiler bu alandaki politika ve müdahale tartışmalarına yeni bir boyut ekliyor.





1 yorum
Fikrinizi bir kaynak, soru veya yapıcı karşı görüşle geliştirin.