Hava durumu, insanlığın en uzun süredir tahmin etmeye çalıştığı ve yaşamını buna göre düzenlediği konuların başında geliyor. Yine de bu tahmin çabaları sırasında ortaya çıkan bazı yerleşik inanışlar bilimsel açıdan tam olarak doğrulanmıyor. Soğuk havanın hastalık yapması ya da sabah vakti kızıl gökyüzü gibi popüler görüşler, aslında hava durumunu anlamaya yönelik doğru bilgiler içermeyebiliyor.
Bu yazıda ele alınan üç yaygın inanış, halk arasında sıkça dile getirilse de bilimsel araştırmalarla tam olarak örtüşmüyor. Soğuk havayla hastalanma arasındaki ilişki, aynı yere iki kez çakan yıldırım ya da gökyüzünün rengiyle hava durumunun bağlantısı gibi konular, halk arasında doğru kabul edilse de gerçekte farklı işliyor.
Soğuk hava soğuktan hasta etmez
“Ceketini giy, soğuktan hastalanırsın” sözü çoğu kez duyulmuştur. Oysa soğuk havanın kendisi soğukları doğrudan cause etmiyor; en azından bunun için doğrudan bir nedensellik yok. Londra merkezli The Conversation’da bu konuyu yazıp inceleyen Westminster Üniversitesi Tıbbi Mikrobiyoloji Kürsanı Manal Mohammed, “Soğuk sıcaklıklar baş başına enfeksiyonlara yol açmaz” diyor ve ekliyor: “Bunlar bunun yerine solunum virüslerinin çoğalmasına olanak tanıyan biyolojik, çevresel ve sosyal koşulları şekillendiriyor.”
Mohammed’in açıkladığı gibi, soğuk havada insanlar daha çok kapalı alanlarda vakit geçirir; bu da virüslerin yayılmasını kolaylaştırır. Bu kapalı mekanlar genellikle ısıtıldığı için nem oranı düşer ve burun içi mukozalar kurur. İşte bu durum virüse yakalanma riskini artırır. Aynı zamanda kış aylarında okulların açık olması da bir diğer faktördür; bu konuda Johns Hopkins Medicine de benzer gözlemlere işaret ediyor.
Bunun yanı sıra fizyolojik etkenler de söz konusu. Mohammed, “Soğuk hava solununca burun ve solunum yollarının iç sıcaklığı düşer ve bu da damarların daralmasına (vasoconstriction) yol açabilir” diye açıklıyor. Bu durumun burnun ve solunum yollarının içindeki yerel bağışıklık savunmasını zayıflatabileceğini ekliyor; ancak bunun doğrudan nedensellik kurmakla aynı şey olmadığını vurguluyor.
Bu nedenle kış aylarında soğuk ya da grip alma riskinin artması, ceket giymemenizden kaynaklanmıyor. Sizi hasta yapan şey sıcaklık değil, virüslerdir.
Aynı yere iki kez çakan yıldırım
“Aynı yere iki kez çakan yıldırım” deyimi, nadir bir olayı tanımlamak için kullanılan kültürel bir kısaltmadır. Peki bu doğru mu? Her şey eşit kabul edildiğinde, aynı yere iki kez çakan Yıldırım’ın vurması gerçekten zor görünüyor; ancak her şey eşit değil.
Yıldırım genellikle en yakın yüksek nesneye çarpar; işte bu yüzden yıldırım fırtınası sırasında bir ağacın altına girmek kötü fikirdir. Büyük şehirlerde bu, en büyük binaların sık sık vurulması anlamına gelir. New York Şehi Acil Durum Yönetimi’ne göre Manhattan’daki Empire State Building ortalama yılda 25 kez çarpılıyor. Sınıra kuzaydan Toronto’daki CN Tower ise üç kat daha sık, yılda 75 kez vuruluyor; bu bilgi tower’ın resmi web sitesinde yer alıyor.

Bu binaların güvensiz olduğu anlamına gelmiyor; her ikisi de yıldırım çubuklarına sahip ve bu çubuklar elektrik akımı için yere güvenli bir yol sağlıyor. Sadece yıl içinde birkaç kez vuruldukları söylenebilir.
Böylece yıldırım aynı yere yalnızca çarpabilir değil, oldukça sık da çarpar. Ancak NOAA‘ya göre her zaman en yüksek noktaya çarpmaz; dolayısıyla yıldırımı öngörmenin zor olduğu fikrinin içinde bir doğruluk var.
Kızıl gökyüzü hava durumunu müjdeler mi?
“Akşam kızıl gökyüzü denizcilere neşe, sabah kızıl gökyüzü denizcilere uyarı” sözü çok eski bir tecrübeyi özetliyor. Gökyüzünün renginin hava durumunu tahmin edebileceği fikri gerçekten eskidir; Kutsal Kitap’ta (Matevs 16:2-3) bile geçer. Peki bunun ardında bir bilim var mı?
Evet, ancak her yerde işe yaramaz. Bunu anlamak için birkaç konuyu açıklamamız gerekiyor. Öncelikle kızıl gökyüzünün nedeni nedir? İngiltere Meteoroloji Ofisi’ne (UK Met Office) göre “Kızıl gökyüzü, yüksek basıncın atmosferde toz ve küçük parçacıkları hapsetmesiyle ortaya çıkar. Bu mavi ışığı saçarak yalnızca kırmızı ışığın kalmasını sağlar ve gökyüzüne o belirgin görünümü verir.”
Kızıl gökyüzü, sizinle güneşin arasındaki bölgede yüksek basınca işaret eder. Güneş batıda doğar ve doğuda doğar; dolayısıyla akşam vakti kızıl bir gökyüzü genellikle batınızda yüksek basınç olduğunu, sabah vakti ise doğunuzda yüksek basınç olduğunu gösterir.
Peki bu hava durumunu nasıl tahmin eder? Çünkü orta enlemlerde rüzgarlar genellikle batıdan eser; buna esinti (prevailing westerlies) denir. Yüksek basınç kararlı ve kuru havayı getirir. Akşam vakti kızıl bir gökyüzü, yüksek basıncın batınızda olduğunu gösterir ve bu esintiler onu size doğru getirir; sabah vakti kızıl bir gökyüzü ise yüksek basıncın doğunuzda olduğunu gösterir ve rüzgar onu sizden uzaklaştırır.
Ancak bu yalnızca orta enlemlerde işe yazar, çünkü esintiler burada yerleşiktir. Bu bölge kuzay ve güney yarım kürede 30 ile 60 derece arasındadır; Avrupa’nın büyük kısmını, Amerika Birleşik Devletleri’nin kara parçalarını, Avustralya’nın güneyini ve Japonya’yı içerir. Yani bu bölgelerden birindeyseniz, sabah vakti kızıl bir gökyüzü gerçekten hava durumundaki değişime işaret eder. Ancak tropiklerde hava genellikle yerel olarak oluşur ve önden esen rüzgarlardan gelmez; bu da gün doğusu ve batısındaki renklerin tahmin için o kadar kullanışlı olmadığını gösterir.
Bu nedenle bu tamamen bir efsane değil; sözün içinde bir doğruluk var. Sadece dünyada her yerde işe yaramaz.





1 yorum
Fikrinizi bir kaynak, soru veya yapıcı karşı görüşle geliştirin.