Arkadaşlar, “5G ve baz istasyonları DNA’mızı bozar mı” tartışmalarında hep aynı üç yanılgıyı görüyorum ve bunların üstünden geçmek istiyorum. Birincisi: iyonlaştırıcı vs. iyonlaştırıcı olmayan ışıma ayrımını tamamen atlamaktan ikincisi: SAR değeri ile biyolojik etki arasında nedensellik kurarken referans frekans aralığını (900 MHz, 1800 MHz, mmWave 24-40 GHz) hiç gözetmemekten, üçüncüsü ise WHO/ICNIRP sınır değerlerini “kanıt”mış gibi sunup arkasında gerçek ölçüm metodolojisini (faradik kafes, eksponansiyel soğuma, termal vs. non-termal mekanizma) açıklamamaktan.
Bana somut istiyorum: Hangi foton enerjisi (eV cinsinden) hidrogen bağını kırıp sarmal açılımı tetikleyebilir, baz istasyonu maruziyetinde bu enerji seviyesine teorik olarak ulaşabiliyor mu? Adım adım; 1) termal olmayan etki hipotezinin (reaktif oksijen türleri, membran reseptörü değişimi) hangi deneylerde tekrarlandığını, 2) hukuki sınırın (ICNIRP 2020 / TSE) aralık aralığını, 3) mühendislik sınırının (güç yoğunluğu W/m², mesafe karesine ters oran) prat