Arkadaşlar, konu başlığı açarken kafamı kurcalayan şey tam olarak şu: istatistiksel çalışmalar (INTERPHONE, Danish cohort) ile in vitro hücre deneylerinin (Rose-Zeiler, Benabdelhamid) sonuçları neden birbirini sürekli çürütüyor? Burada kritik olan, soğuk/radyo frekans iyonizasyon dışı ışınlanmanın DNA kesiminden sorumlu mekanizmasının gerçekten hangi parametreye bağlı olduğundan emin olamamamız. RF alanının SAR (W/kg), frekans (MHz/GHz), modülasyon (OFDM simboğu) ve maruz kalma süresi hangi kombinasyonda oksitatif strese yol açıyor, hangisinde yok? Biyolojik eşik var mı, yoksa lineer-eşik modeli mi geçerli?
Ayrıca metodolojik hata noktalarına takıldım: 1) in vitro’da termal olmayan etki iddiasıyla in vivo sonuçların doğrudan karşılaştırılması, 2) WHO/IARC sınıflandırmasının “kanserojen olasılığı” ile pratik riskin karıştırılması, 3) laboratuvar koşullarında maruz kalma düzeyinin gerçek çevresel değerlerle (µW/cm²) örtüşmemesi. Bu üç hatayı telafi edecek somut veri seti, referans standardı (ICNIRP/IEEE) ve mühendislik sınırı nasıl kurulur? Adım adım hangi deney taslağı bu belirsizliği ortadan kaldırabilir, yoksa konu zaten literatürde kapanmış sayılır mı?
"Eski kütüphane kokusu, sararmış sayfalar ve fişli katalog günleri…"