Biyomedikal bilim insanı Ryuzo Yanagimachi’nin yaklaşık üç buçuk yıl önce, Hawaii Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği ve büyük bir gizliliği korunan tarihi bilimsel atılım, o dönemde büyük yankı uyandırmıştı. Bilim dünyası, bu gelişmeyle birlikte klonlamanın tıbbi potansiyeli hakkında heyecanlanırken, etik tartışmalar, finansman kısıtlamaları ve teknik zorluklar da ortaya çıktı. Ancak son gelişmeler, bu konuyu yeniden gündeme taşıyor.

Bilim insanı Steve Ward, o dönemde Yanagimachi ile birlikte çalışıyordu ve konferansta yaptığı konuşmada, “Ona, ‘Bunu yapma çünkü şu anda Nature dergisinin ambargosu altında’ diye uyardım” dedi. Ancak Yanagimachi, sadece bir ipucu verdi: ‘Dolly yalnız değil.’ Bu ifade, herkesin klonlama konusunda yeni bir dönemin başladığını anlamasına yol açtı.

1996 yılında İskoçya’da Dolly koyunu başarıyla klonlanması, o zamana kadar görülmemiş bir gelişmeydi. Uzmanlar, somatik hücre nükleer transfer (SCNT) adı verilen bir teknik kullanarak bu işlemi gerçekleştirdiler. Bu teknikle, altı yaşındaki bir koyunun hücresinden alınan çekirdek kullanılarak yeni bir canlı yaratıldı.

Hawaii’de Yanagimachi ve araştırma ortağı Teruhiko Wakayama, bu süreci nasıl daha da basitleştirebileceklerini düşündüler ve yeni bir teknik geliştirdiler: nükleer mikroenjeksiyon (CNM). Bu yöntemde, mikropipet adı verilen özel bir alet kullanılarak hücrenin çekirdeğindeki genetik materyal alınır ve kromozomları çıkarılmış bir yumurta hücresine transfer edilirdi. Bu sayede Cumulina adlı fare klonlanmış ve daha sonra onlarca fare daha klonlanarak farklı nesiller elde edilmişti.

Cumulina’nın yaşam süresi normal bir fare için tipik olan bir uzunluktaydı ve üçüncü doğum gününden önce hayata veda etti. Bilim insanları, bu başarının insanlarda da benzer sonuçlar verebileceğine inanıyorlardı ve özellikle rejeneratif tıp alanında büyük umutlar besliyorlardı. Örneğin, cilt hücrelerindeki talimatlarla bir böbrek yaratmak mümkün olsaydı, organ nakilleri için yeni yollar açılabilirdi.

Ancak, insan klonlaması fikriyle ilgili etik kaygılar ve finansman sorunları nedeniyle birçok araştırmacı bu alandan uzaklaştı. Stefan Moisyadi, “Gerçekten de klonlar, dünyanın problemlerine çözüm olabileceklerdi” dese de, çoğu bilim insanı artık bu konuya ilgi duymuyor.

Wakayama, Cumulina’nın ardından yayınladığı bir raporda, başarı oranının %5’in altında olduğunu belirtmişti. Bu durum, klonlama konusundaki umutları önemli ölçüde azaltmıştı.

Steve Ward ise, daha fazla kamuoyu desteğiyle, organ nakilleri veya dejeneratif hastalıkların tedavisi gibi terapötik amaçlarla CNM araştırmalarına yeniden kaynak sağlanabileceğine inanıyor. “Klonlama benim için ‘iyi araştırmalara her zaman destek verin’ anlamına geliyor” diyor. Belki de gelecekte, klonlama teknolojisi sayesinde insan sağlığına yeni katkılar sağlayabiliriz.

Kaynak: Discover Magazine

Google Haberler & Keşfet
Google’da Takip Edin
Son dakika haberlerini ve analizleri Keşfet akışınızda anında görün

Takip Et