Dünya üzerindeki yaşam, basit mikroorganizmalarla başlayan ve günümüzde gördüğümüz inanılmaz çeşitliliğe ulaşan bir evrim sürecinin ürünüdür. Bu süreç her zaman inişli çıkışlı olmuştur.
Kütle yok oluşları, çoğu zaman beklenmedik şekilde ortaya çıkar ve sayısız türü ortadan kaldırırken, diğerlerinin yerini almasına olanak tanır. Ancak, kütle yok oluşlarının nedeni sadece süpervolkanlar veyaasteroidçarpmaları gibi felaketler değildir.
Yeni bir araştırma, tarihteki en büyük beş kütle yok oluşundan bazıları sırasında Dünya’nın kimyasal dengesinin “sallantı” geçirdiğini gösteriyor. Bu durum, gelecekteki değişimlerin bir uyarı işareti olabilir.

Araştırma, son 539 milyon yıl içinde Dünya’nın ikliminin beş farklı rejimde olduğunu ve bu rejimler arasında hızlı çevresel değişikliklerle karakterize edilen keskin geçiş dönemleri olduğunu gösteriyor. Bu geçiş dönemlerinde, Dünya üzerindeki yaşamın kütle yok oluşlarına karşı özellikle savunmasız olduğu ve bazı zaman dilimlerinin neden aşırı bir biyoçeşitlilik kaybıyla tanımlandığına dair yeni bir açıklama sunuyor.
Araştırma, genel “biyo-küre savunmasızlığı” için bir ölçüt sunuyor; bu ölçüt, türlerin ortaya çıkma ve yok olma hızlarını ve mevcut biyoçeşitliliği birleştirerek, Dünya’nın kütle yok oluşlarının daha olası olduğu bir dönemde olup olmadığını gösteriyor. Vilnius Üniversitesi’nde paleontolog ve yer sistemleri bilimcisi olan Andrej Spiridonov, ScienceAlert’a yaptığı açıklamada, bu ölçütün “kendi kendine yenilenme oranlarındaki artışlarla birlikte yok olma oranlarındaki artışları da içerdiğini” ve bu durumun “yeni ve zorlu koşullara uyum sağlama çabasını” yansıttığını belirtti. Ayrıca, “çeşitliliğin azalması da biyo-küre olanaklarının daralmasını gösterir.” Spiridonov, “Savunmasızlık birleşik bir ölçüttür ve biyo-kürenin savunmasız olduğu durumlarda, bu durum her tekil türün veya dünyanın her bölgesinin ‘stres altında’ olduğu anlamına gelmez” diye ekledi.
Biyo-küre savunmasızlığı endeksi, doğal logaritması kullanılarak hesaplanan basit bir formülle elde ediliyor; bu formül, türlerin ortaya çıkma ve yok olma hızlarının toplam yoğunluğunu standartlaştırılmış biyoçeşitliliğe göre karşılaştırıyor. Bu sayede, ekosistemin ne kadar dengesiz olduğu ve dolayısıyla daha büyük değişikliklere karşı ne kadar savunmasız olduğu belirleniyor.

Araştırmacılar, bu endeksi test ettiklerinde, tanımladıkları beş zaman diliminde genel savunmasızlığın farklılık gösterdiğini tespit ettiler; her bir dilimin süresi 10 milyon yıldan fazla 100 milyona kadar uzanıyordu. Bu dönemlere “Haggis kutuları” adını verdiler çünkü bazı grafikler İskoç yemeği Haggis’i anımsatıyordu. Yüksek sıcaklıklara sahip dönemlerin, genellikle artan yok oluş ve biyoçeşitlilik kaybıyla ilişkilendirildiğini belirlediler. Daha yüksek sıcaklıkların, daha yüksek bir arka plan biyo-küre savunmasızlığıyla ilişkili olduğu bulundu. Ancak, bir dönemin sona ermesiyle diğerinin başlaması durumunda biyo-küre savunmasızlığı önemli ölçüde arttı; bu durum aynı zamanda “Büyük Beş” kütle yok oluşlarıyla da ilişkilendirildi.
Spiridonov, çevresel dengesizliğin kütle yok oluşlarına neden olmadığına vurgu yaptı. Örneğin, bazı durumlarda büyük birasteroid çarpmasıgibi başka bir olayın da söz konusu olduğunu belirtti. Ancak, bu geçişlerin, Dünya üzerindeki yaşamın normalden daha savunmasız hale geldiğinin ve başka bir felaketin ortaya çıkma olasılığının arttığının bir uyarı işareti olabileceğini gösterdiğini ifade etti.

“Sistem kritik bir geçiş noktasına ulaştığında,” diye ekledi, “bu durum gelecekteki büyük değişiklikler hakkında bilgi sağlar; örneğin kütle yok oluşları veya bunların bir dizisi.”
Peki bu, günümüz için ne anlama geliyor?
Bu çalışma, tarihsel bir analiz sunuyor ve şu anda iklim krizi ve hızlanan yok oluş döneminde bulunan insanlık veya diğer türler hakkında kesin bir tahminde bulunmayı mümkün kılmıyor. Araştırmacılar, “Çalışmamız, günümüzün jeolojik dönemi olan Senozoik’in son derece istikrarlı ve düşük savunmasızlığa sahip olduğunu gösteriyor” diye açıklıyorlar. “Bu, jeofiziksel kuvvetlerin veya insan etkisinin biyo-kürenin evrimi üzerinde önemli bir etkiye sahip olmayacağı anlamına gelmez. Sadece, diğer jeolojik dönemlerde geçerli olan farklı koşullar altında, bu tür bir bozukluğun çok daha büyük bir etkiye sahip olabileceği anlamına gelir.”

Bu araştırmaNaturedergisinde yayınlanmıştır.
Bu makalePeter Dockrilltarafından kontrol edilmiş vePeter Dockrilltarafından düzenlenmiştir. Süreçlerimize güvensek de, biz de insanoğluyuz. Eğer bir hata fark ederseniz, lütfenbize bildirin.
Kaynak: ScienceAlert