Dünya Çevre Sağlığı Günü’nde, insan sağlığı ile çevre arasındaki bağı yeniden düşünmemizi ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarını teşvik etmemizi amaçlayan Earth.Org, çevrenin sağlığının neden önemli olduğunu açıklayan makalesine geri döndü. İnsanlığın tek ve eşsiz yaşam alanı olan gezegenin, fiziksel ve zihinsel refahımız için gereken her şeyi sağladığı gerçeği, son yüzyılda nüfusun tarihin en hızlı temposuyla artmasıyla doğayı sömürme biçimimizin de dayanılmaz noktaya ulaştığını gösteriyor. Birçok doğal kaynak ve canlı türü artık yok olmanın eşiğinde bulunurken, insan sağlığının çevre sağlığına ne kadar bağımlı olduğu, bu bağı korumak için ne kadar acil hareket etmemiz gerektiği giderek daha net bir şekilde ortaya çıkıyor.
Uzun yıllar sürdürülebilir gelişim öncelikli bir hedef olmaktan uzak tutuldu ve bunun bedeli, sağlığımızı tehdit eden kirli ya da kirlenmiş bir çevrede yaşamak oldu. Dünyanın pek çok yerinde görülen sağlık sorunları ve ölümlerin büyük bir kısmı, çevrenin kalitesini artırmaya yönelik çabalarla önlenebilir ya da ciddi biçimde azaltılabilir. Bu nedenle bugün, çevresel sağlığın ne anlama geldiğini anlamak ve onu korumak için somut adımlar atmak, geçmişte olmadığı kadar hayati bir zorunluluk haline geldi.
Çevre Sağlığının Altı Temel Kaynağı
İnsanların yaşam biçiminde oldukça geniş seçenekler söz konusu olsa da, en yaşanabilir bölgeleri seçerken dikkate alınan başlıca kriterler genellikle uygun maliyet, iş imkânları, konut değeri, aile ve arkadaşlara yakınlık, güvenlik, kaliteli eğitim ve iklim ile hava durumu koşullarıdır. Ancak insan faaliyetlerinin çoğunlukla yarattığı çevresel tehditlerin boyutunu kavraması, insanlığın yalnızca 20. yüzyılın başlarında, hava kirliliğinin atmosferde yarattığı hasarı fark etmesiyle mümkün oldu. Bu bilince, insan etkinliklerinin doğaya yönelik olumsuz etkilerini anlamaya ve geleceğin nesilleri için mümkün olan en iyi koşulları korumaya yönelik yeni bir akademik disiplinin doğmasına yol açtı.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), halk sağlığını “toplumun organize çabaları aracılığıyla hastalığı önleme, yaşamı uzatma ve sağlığı geliştirmenin sanatı ve bilimi” olarak tanımlıyor. Bu tanıma göre halk sağlığı, tüm nüfusun sağlığını ve refahını korumayı kapsar; söz konusu nüfus, daha küçük yerel mahallelerden daha geniş bölgelere, hatta tüm dünyaya kadar değişebilir.
Yaşadığımız çevrenin kalitesi, farkına varmadan her gün bizi etkiliyor. Yediğimiz gıdalar, yaşadığımız yerler ve günlük hayatımızda etkileştiğimiz topluluklar, fiziksel ve zihinsel sağlığımızı doğrudan belirliyor. Bu durum, çevrenin sağlığımızı etkileyebilen her yönünü ele alan ve adını da bu disiplin için kullanıldığı gibi ‘Çevresel Sağlık’ adını taşıyan geniş bir çalışma alanının parçası.
Kirliliğin İnsanlığa Yönelik Tehlikesi
Avrupa merkezli kâr amacı gütmeyen Sağlık ve Çevre İttifakı’nın (HEAL) Strateji ve Kampanyalar Direktörü Anne Stauffer, durumu net biçimde özetliyor: “2012 ile 2020 arasında pek de büyük bir fark yok; aksine çevresel kirliliği ve iklim değişikliğini ele almaya yönelik aciliyet yalnızca arttı.” Stauffer, sorunun kök nedenlerinden birinin, üretimin, tüketimin ve yaşam biçiminin fosil yakıtlara dayandığı gerçeğinde yattığını da vurguluyor.
2019 tarihli bir rapor, ısı dalgalarının Avrupa’da en ölümcül türünden ekstrem hava olayı olduğunu ortaya koyarken, aynı zamanda mevcut küresel ısınma senaryosunda ısı dalgaları nedeniyle yıllık ölüm sayısının 130.000’in üzerinde olabileceğini gösteriyor. Diğer istatistiklere göre, tüm ölümlerin %23’ü (0-5 yaş arası çocukların ölümlerinin %26’sı) tamamen önlenebilir çevresel sağlık sorunları olarak karşımıza çıkıyor.
İnsanlığın Yaşamını Belirleyen Beş Temel Faktör
Çevresel sağlığın en kritik kaynağı, insanın nefes aldığı hava. Fabrikaların dumanları ya da yoğun trafikten kirletilen havayı solmak, ciğerleri ve kalbi etkileyerek astım gibi rahatsızlıklara yol açarken, kalp krizi ya da inme riskini de artırıyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, hava kirliliği nedeniyle solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı olarak her yıl 600.000 çocuk ölüyor. Dünyadaki nüfusun 10’dan 9’u kirli hava solarken, bu durum her yıl neredeyse 9 milyon ölümle sonuçlanıyor.
Temiz suya erişim, yaygın bir insan hakkı olarak kabul edilse de maalesef birçok insan için hâlâ bir ayrıcalık. Dünyada 780 milyon insan güvenli içme suyunun erişimine sahip değil ve nüfusun neredeyse üçte birine eşdeğer 2,5 milyar insan, en basit olanı banyolar bile dahil olmak üzere kabul edilebilir sanitasyon hizmetlerine erişemiyor. Yetersiz su ve sanitasyonla bağlantılı hastalıklar nedeniyle her gün 2.000’den fazla çocuk ölüyor.
Üçüncü faktör, çevreye ve insan sağlığına zarar verebilecek özelliklere sahip ağır metaller ya da kimyasallar gibi toksik maddeler ve tehlikeli atıklar. Bu tür atıklar genellikle çöplüklerde depolanır ya da basitçe çöpe atılarak çevreyi kirletir. 1930 ile 2000 yılları arasında insan yapımı kimyasal üretiminin bir milyon tonundan yaklaşık 400 milyon tonuna kadar dramatik biçimde arttığı görülürken, bu eğilimin yavaşlama belirtisi göstermemesi da dikkat çekiyor. Bir insanın ortalama 300 insan yapımı kimyasalı emdiği hesaplanırken, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bu maddelere maruz kalmak her yıl 1,6 milyondan fazla ölümle sonuçlanıyor.
Dördüncü ve muhtemelen en kapsamlı tehdit, iklim değişikliği ve doğal afetler. İklim değişikliği, 21. yüzyılın insan sağlığına yönelik en büyük tek başına tehdidi olarak nitelendiriliyor. Yükselen küresel sıcaklıklar ve yağış düzenindeki değişimler, siklon, tropikal fırtına, kuraklık ve orman yangınları gibi ekstrem hava olaylarına yol açarak toplulukların tamamına ve altyapıya yıkıcı etkiler bırakıyor; birçok durumda can kayıplarına da neden oluyor. 2010’da Haiti’de yaklaşık 30 saniye süren ve hatırlanan bir deprem, 160.000’den fazla insanın ölümüne yol açarken, yaralı ve etkilenenlerin sayısı da çok daha fazlaydı.
Besinci faktör ise altyapı sorunları. Sağlık merkezleri ve hastanelerin daha geniş topluluklara entegre edilmesi gerektiği vurgulanırken, yerel, eyalet ve federal hükümetlerin bu sorunları aşmak için daha fazla kaynak ayırmak ve bunu öncelik haline getirmek zorunda olduğu belirtiliyor. Daha iyi altyapının doğal olarak daha iyi sağlık hizmetine erişim getirdiği gerçeğine değinen WHO Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Dünyanın yarısının en temel sağlık hizmetlerinden hâlâ yararlanamadığı tamamen kabul edilemez” ifadelerini kullanıyor.
Çevresel Sağlığı Geliştirmek İçin Yapılabilecekler
Uzmanlar, bu krize karşı bireysel ve toplumsal düzeyde somut adımların atılabileceğini savunuyor. Ormanlandırma, atmosfere karbondioksit emilimi sağlayarak gazın içeriğini azaltmaya yardımcı olurken, yeni ekosistemlerin oluşumuna katkıda bulunuyor. Plastik kullanımını azaltmak, deniz kirliliğinin %80’ini oluşturduğu için kritik önem taşıyor; araştırmacılar 2050 yılına kadar denizdeki balıklardan daha fazla plastik olabileceğinden endişe ediyor.
Sürdürülebilir ya da yenileyici tarım uygulamaları, emisyonları azaltırken toprağın sağlığını güçlendiriyor. Avrupa’da yalnızca toprağın bozulmasından %80’inin tarımın sorumluluğunda olduğu belirtilirken, sağlıksız toprakların artan nüfus için yeterli ve kaliteli gıda sağlayamayacağı uyarısı yapılıyor. Elektrikli araçlar, benzinli araçlara alternatif olmanın yanı sıra bir aracın karbon ayak izini %70’e kadar azaltabilme potansiyeline sahip. Yağmur suyunun toplanması, aşırı su akışını yönetirken erozyonu, seli ve su gölgelerindeki kalite sorunlarını önlemeye yardımcı oluyor.
Evlerde enerji tasarruflu ampullere geçiş, elektrik kullanımını %25 ile %80 arasında azaltabiliyor ve bu tür uygulamaları benimsemek, dünyada hâlâ enerji kaynaklarının büyük kısmını oluşturan fosil yakıtlara olan bağımlılığı ciddi biçimde düşürüyor. Son olarak, atmosferdeki son 150 yıl içindeki sera gazlarının çoğunun insan faaliyetlerinden kaynaklandığı ve fosil yakıt emisyonlarının hızlı biçimde azaltılmazsa gezegenin yaşanmaz hale gelebileceği uyarısı, endüstriyel emisyonları ve atıkları azaltma eyleminin ne kadar acil olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Değişimi Başlatmak İçin Bir Fırsat
Çevresel sağlık, geçmişinin hiçbir döneminde bugün kadar önemli olmamıştı. Yapılması gereken, aslında basitçe gezegenimizi korumaya önem vermektir. İklim değişikliğini ya da çevresel trajedileri durdurmaya yetecek kadar az hissetmek yaygın bir yanılsama olsa da, katkıda bulunulabilecek ve bu değişimin bir parçası olunabilecek sayısız yol var. İnsanların daha uzun ve daha kaliteli bir yaşam sürmesi için sağlıklı bir çevreyi desteklemek, artık tartışmasız bir zorunluluk.





1 yorum
Fikrinizi bir kaynak, soru veya yapıcı karşı görüşle geliştirin.