Çeşitli Koruma Alanları, Meksika’daki Koruma Çalışmaları İçin Kritik Öneme Sahip
Meksika, 2030 yılına kadar topraklarının %30’unu koruma altına alma hedefiyle diğer 150 ülkeyle birlikte küresel “30×30” girişimine katıldı. Bu iddialı hedefe ulaşmak için koruma alanlarını nasıl genişletebileceği konusunda devam eden tartışmalar varken, ekologlar Meksika’nın mevcut koruma alanı ağları ile 28 kara etoburunun yaşam alanları arasındaki örtüşmeyi inceledi. Araştırma, yasal olarak belirlenmiş koruma alanlarıyla kaplı habitatın %16’sını gösterirken, tehdit altındaki ve nesli tükenmekte olan türler dikkate alındığında bu oran daha düşüktür. Ancak, araştırmacılar analizlerini vahşi yaşam yönetimi birimleri ve yerel topraklara genişlettiğinde, örtüşme %39’a yükselir; bunlar resmi olarak biyolojik çeşitlilik hedeflerine dahil edilmese de koruma açısından önemli roller oynayan arazi yönetim türleridir. Bu bulgu, etoburları korumak için çeşitli koruma alanlarına sahip olmanın gerekliliğini vurgulamaktadır.
Yale Çevre Okulu’ndan araştırmacı Nyeema Harris, “2030’a yaklaşıyoruz, bu nedenle hedeflere ulaşmak istiyorsak bir stratejiye ihtiyacımız var. Neyin önemli olduğunu ve neyin işe yaradığını bilinçli bir şekilde belirlememiz gerekiyor” dedi. Bu analiz, sahip olduğumuz portföyü değerlendirmek, eksik olanı belirlemek ve dikkatimizi nereye yoğunlaştırmamız gerektiğini anlamak için ilk adımı atmamıza olanak tanır.
Koruma alanları uzun zamandır korumanın temel taşı olmuştur ve habitat kaybını en aza indirmede önemli bir rol oynamıştır. Ancak, farklı toplulukların doğal kaynaklara nasıl bağımlı olduğuna dair artan farkındalık ve insan-vahşi yaşam uyumuna yönelik “çoklu kullanım alanlarına” olan ilgi de giderek artmaktadır.
Araştırmacılar, bu artan farkındalığın etkisiyle analizlerinde hangi arazinin “sayıldığına” daha kapsayıcı bir yaklaşım benimsemiştir. Hem resmi koruma alanları (ulusal parklar gibi) hem de kültürel olarak tanımlanan ancak belirli arazi kullanımlarıyla sınırlı olmayan yerel toprakların dahil edildiği dört tür koruma alanı incelenmiştir.
Yönetilen arazilerin etobur habitatlarıyla kesişim noktaları, mevcut koruma ağı değerlendirilirken ve genişletilmesi gereken öncelikli alanlar belirlenirken haritalandırılmıştır. Özellikle Güney Amerika’nın ikonik yırtıcı hayvanı olan jaguar dahil olmak üzere etoburlar, ekolojik, sosyal ve ekonomik değerleri nedeniyle odaklanılan türlerdir.
“Topluluk tarafından yönetilen alanlar farklı bir yönetim yapısına, kitleye ve ölçeğe sahiptir ve amaçları biraz farklı olabilir, ancak yine de korumaya katkıda bulunuyorlar” dedi Harris. “Potansiyel tüm arazileri biliyorsak ve habitatın nerede olduğunu bilirsek, genişletmenin en iyi sonucu vereceği yerlere odaklanmak için bunu kullanabiliriz.”
Analiz, Meksika’nın zaten güçlü bir ağa sahip olduğunu ve bunun da Orta ve Güney Amerika’daki diğer ülkeler için bir model olabileceğini göstermiştir. Ancak aynı zamanda, araştırmacılar tarafından öncelikli koruma alanları olarak belirtilen etobur habitatı olmayan bazı önemli bölgeleri de ortaya çıkarmıştır.
Bu aynı bölgeler, farklı biyolojik çeşitlilik kriterleri kullanılarak diğer bilim insanları tarafından da belirlenmiştir ve bu durum, kaplanlar gibi geniş alanlara ihtiyaç duyan türlerin korunmasının doğal olarak birçok örtüşen türün yararına olacağını gösteren “şemsiye” türler kavramını desteklemektedir.
Bu mekansal analiz, hedefli koruma planlamasına rehberlik etse de, araştırmalar, habitat kaybının azaltılıp savunmasız popülasyonların sürdürülebilir olup olmadığını değerlendirmek için arazi takibi yapılması gerektiğini vurgulamaktadır.
El Triunfo Biyosfer Rezervi gibi Meksika’nın güneyindeki koruma alanları, biyolojik çeşitlilik azalmasını ve habitat kaybını önlemeye yardımcı olmakta ve etkili etobur korunması için giderek daha önemli hale gelmektedir.
Araştırmanın başyazarından Germar González MESc, “Bu çalışma, koruma kaynaklarının nereye odaklanması gerektiğine dair bir harita sunmaktadır” dedi. “Ancak gerçek koruma sonuçları, mekansal örtüşmenin ötesinde olup, uygulanan kapasite seviyelerine, sürdürülebilir finansmana ve bu arazileri yöneten toplulukların bunu yapabilmesi için gerekli kurumsal desteğe bağlıdır.”

Bu sosyal boyut özellikle önemli çünkü yerel yönetimde elde edilen faydalar dikkate alınmalıdır. Aslında, koruma alanları ile kritik habitat arasındaki örtüşme özellikle yerel topraklarda en yüksektir ve bu durum, bu türlerin ve bunları yöneten çeşitli grupların, ülkenin hedeflerine ulaşmasında önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir.
“Hedeflerimize ulaşmak için geleneksel koruma alanlarına tek başımıza güvenemeyeceğimiz açıkça görülmektedir” dedi González. “Geleneksel olmayan alanlarda zaten yürütülen koruma çalışmalarına resmi olarak değer vermek ve kaynak sağlamak stratejinin bir parçası olmalıdır.”
Bu çalışma, Meksika’daki koruma çabaları için çeşitli koruma alanlarının önemini vurgulamaktadır.