On yıllarca turistik kamp ve sirklerde tutulan Afrika fillerinin, vahşi doğaya geri döndüklerinde, daha önce hiç esaret altında kalmamış filler gibi davrandıkları gösterilmiştir. Yeni bir araştırma, fillerin “yeniden uyum sağlama” yeteneğine dair umut verici kanıtlar sunmaktadır. Güney Afrika rezervlerinde özgürce yaşayan 11 filin, araştırmacılar tarafından 29 Temmuz’da yayınlanan PLOS One dergisindeki çalışmaya göre, dikkat düzeyi, çatışma ve kendi kendine yönelik dokunma gibi davranışlarda, vahşi fillerle benzer oranlara sahip olduğu tespit edilmiştir. Ancak stres ölçümleri daha karmaşık bir tablo ortaya koymuş ve hayvanların ne kadar iyi uyum sağladığını belirlemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu göstermiştir.
Japonya’daki Kyoto Üniversitesi’nde bulunan fil biyoloğu Sanjeeta Sharma Pokharel, bu çalışmaya dahil olmayan bir uzman olarak, “Uzun süre esaret altında kaldıktan sonra bile, fillerin doğal koşullara ‘yeniden uyum sağlama’ yeteneğine sahip olduğunu görmek umut verici” yorumunda bulundu.
Dünya çapında, 15.000’den fazla Asya ve Afrika fili, genellikle hayvanat bahçelerinde, tapınaklarda, turistik ve kereste kamplarında ve sirklerde tutulmaktadır. Birçok fil, osteoartrit, azaltılmış üreme başarısı ve daha kısa yaşam süreleri gibi sorunlarla karşı karşıyadır.
Hayvan refahı grupları uzun zamandır bu fillerin yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve daha insancıl bir muamele sağlanması çağrısında bulunmaktadır. Ancak, tutsak fillerin daha doğal bir şekilde yaşama fırsatı bulmaları yönünde bir eğilim söz konusudur, diyor Pokharel.
Bir seçenek de bu hayvanların vahşi doğaya geri getirilmesidir, ya doğrudan bırakılarak ya da kademeli bir geçişle. Yıllar boyunca, araştırmacılar eski tutsak fillerin nasıl başa çıktığını değerlendirmektedirler.
Sri Lanka’dan yapılan yakın tarihli bir araştırma, vahşi doğaya salınan Asya fili yavrularının hızla uyum sağladığını ve stres seviyelerinin hızla düştüğünü göstermiştir. Botsvana’daki bir çalışma ise, serbest bırakıldıktan sonra, yeni serbest Afrika fillerinin mevsimsel ipuçlarına yanıt olarak hareket kalıplarını değiştirdiğini ortaya koymuştur.
Yeni araştırmada, Güney Afrika’daki üç koruma altındaki rezervde yaşayan 11 Afrika filinin (Loxodonta africana) davranışları incelenmiş ve bu davranışlar, çok daha büyük bir açık rezerv sistemindeki vahşi fillerin davranışlarıyla karşılaştırılmıştır. Araştırmacılar, fillerin yüzünü veya hortumunu ne sıklıkla dokunduğunu, hortumlarını ne kadar sıklıkla salladığını veya ayaklarını ne kadar sıklıkla hareket ettirdiğini kaydetmiştir. Bu davranışlar, belirsizlik anlarını, rahatsızlık hissini veya dikkatli olmayı gösteren ipuçları olabilir.
Eski tutsak fillerin bu davranışları genellikle vahşi fillerle benzer frekanslarda sergilediği görülmüştür. Ancak, çevreyi değerlendirme ve algılama konusunda, eski tutsak fillerin sıklığı, vahşi fillerden daha düşüktür. Bunun nedeni, hayvanların esaret altında bu becerileri uygulamaya ihtiyaç duymaması olabilir, diyor Elephant Reintegration Trust’taki araştırmacı Tenisha Roos.
Genel olarak, fillerin vahşi doğaya uyum sağladığı görülmektedir, ancak her filin farklı kişilikleri ve geçmiş travmaları olduğu unutulmamalıdır. Rehabilitasyonun başarılı olması için, hayvanların gruplar halinde serbest bırakılması ve mevcut olan diğer fillerle bir araya gelerek öğrenme fırsatı bulması önemlidir, diyor Roos.
Ancak, tüm tutsak fillerin vahşi doğaya uyum sağlayabilecek durumda olmadığı ve birçok bölgenin de bu hayvanlar için uygun olmayabileceği unutulmamalıdır. Parçalanmış ormanlık alanlar ve zaten insan-fil çatışmasıyla dolu bölgeler bu tür yerler olabilir.
Ancak, vahşi doğaya uyum sağlama fırsatlarının olduğu yerlerde, rehabilitasyon geçirmiş fillerin fizyolojisinin de izlenmesi, hayvanların nasıl başa çıktığını daha iyi anlamak için önemlidir. Roos ve meslektaşları, stres seviyelerini ölçerek bazı rehabilitasyon geçirmiş bireylerde daha yüksek seviyeler tespit etmişlerdir. Ancak, programın başarısını tam olarak değerlendirmek için, daha kapsamlı bir örneklem alınması ve ayrıca üreme hormonları gibi diğer fizyolojik göstergelerin de izlenmesi gerekmektedir, diyor Pokharel.
Kaynak: Science News Topics