Indonesia’nın Buton ve Sulawesi adalarında yalnızca bu iki tropikal ada üzerinde yaşayan anoa, dünya üzerindeki en gizemli ve nadir görülen cüce sığır türlerinden biri olarak, yoğun yağmur ormanlarının derinliklerinde insanlardan kaçarak yaşar. Chester Zoo’ya göre ortalama 2 feet 10 inç (yaklaşık 85 santimetre) boyunda olan bu devasa memeli, habitat kaybı ve avcılığın baskısı nedeniyle vahşi doğada yaklaşık 2.500 birey ile sınırlı kalmış durumda.

Anoa, dışarıdan küçük bir inek benzeri görünümlü olsa da aslında su sığırına en yakın akraba olan ve milyonlarca yıldır yalnız yaşamaya adapte olmuş nadir bir türdür. Copenhagen Üniversitesi’nin koruma genetiği uzmanı Sabhrina Gita Aninta, bu türün yaşadığı kısıtlı alanda hayatta kalabilmesinin ne kadar ilginç olduğunu vurgularken, adaların biyoçeşitliliğinin olağanüstü düzeyde olduğunu da belirtti. Buton’da Operation Wallacea’nın 2018 tarihli raporuna göre 53 memeli türü, 149 kuş türü ve 194 kelebek türü tespit edildi.

Ada Küçülmesi: Evrimin İnce Bir Oyunu

Anoaların bu küçük boyutlarına ulaşmasının ardında, sınırlı kaynaklara sahip adalarda evrim yoluyla küçülen bir olgu yatar. Bu durum bilimsel literatürde “insular dwarfism” olarak adlandırılır ve türlerin adalardaki kısıtlı besin kaynakları nedeniyle zamanla daha küçük boyutlara evrilmesinin bir sonucudur. Aynı ilke tersi biçimde de geçerlidir: kıtada küçük olan hayvanlar, örneğin yaban kemirgenleri gibi türler, adalarda genellikle daha büyük olma eğilimindedir; ancak bu durumun tam olarak nedenleri hâlâ araştırmacılar tarafından tam olarak açıklanmamıştır.

Anoa, yumuşak ve güzel görünen bir yaratık olsa da aynı zamanda saldırgan davranabildiği için çiftleştirme programları açısından sorun teşkil etmektedir. Chester Zoo’nun açıklamalarına göre iki tür anoa bulunmaktadır: düz arazi (lowland) anoası ve dağ anoası. Bu iki türün birbirinden yaklaşık 1,4 milyon yıl öncesine tarihlenen bir ayrışma süreci yaşadığı, Evolutionary Systematics dergisinde yayınlanan bir çalışmada belirtilmektedir.

“Böylesine kısıtlı bir habitat içinde anoa gibi büyük bir memelinin hayatta kalabilmesi gerçekten çok ilginç.”

Sabhrina Gita Aninta, Copenhagen Üniversitesi Koruma Genetiği Uzmanı

Kırılgan Bir Yaşam Alanı

Anoaların yaşadığı en çetin yağmur ormanlarından birinde, insanlardan kaçarak sessizce ve yalnız yaşamaları bu türün en belirgin özelliğidir. Point Defiance Zoo & Aquarium’ın verilerine göre bu hayvanlar endemik bitkilerle beslenir ve ağaçlardan düşen meyveleri tercih ederken, insanlarla karşılaşmalara çoğu türden daha fazla tepki verirler. Aninta, Buton adasının iki ada arasında daha küçük olmasına rağmen yaşam kalitesinin daha iyi olduğunu çünkü orada insan nüfusunun az olması nedeniyle bu hayvanların yaşam tarzının daha az bozulduğunu söyledi.

Bazı araştırmacılar, anoaların bu özel adalara nasıl ulaştığına dair bir teori öne sürer: türlerin yüz binlerce yıl önce su yoluyla adalara ulaştığını iddia ederler. Aninta’nın da belirttiği gibi anoa muhtemelen yüze yeteneğe sahip olabilirdi ve adaları çevreleyen nehirlerle kanalların yeterince sığ olması, bu hayvanların o eski çağlarda buraya ulaşmasına olanak tanımıyordu; ancak bu konu hâlâ tartışmalı bir soru olarak kalmaktadır.

“Su sığırları ve anoa gibi memeliler suyun yakınında yaşamayı severler çünkü aşırı sıcakta hayatta kalmak için bunu bir yol olarak kullanırlar.”

Sabhrina Gita Aninta, Copenhagen Üniversitesi Koruma Genetiği Uzmanı

Avcılığın ve Kaybolmanın Bedeli

IUCN Asya Yaban Sığırları Uzman Grubu’na (AWCSG) göre vahşi doğada yetişkin anoaların sayısı 2.500’in altında kalmış durumda. Bu türün tehlikeye düşmesinin başlıca nedeni, adalardaki nadir büyük memelilerden biri olmasıdır. Adalarda yaşayan halkın bu hayvanları avlamasının temelinde, tüm köyler için günlerce besin sağlayacak yüksek kaliteli gıda olmaları yatmaktadır. Aninta’ya göre “Adalardaysanız, anoa bir köyünüzü günlerce besleyebilecek büyük bir protein kaynağı sağlar” ifadelerini kullandı.

Bu durumun yanı sıra anoaların sahip olduğu ilginç boynuzlar da avcıların gözünde değerli bir mal haline gelmiştir. Bazı kişiler, diğer sığır türlerinden farklı olarak düz ve yukarı doğru dikleşen bu boynuzları toplamaya başladı. Buna ek olarak, insan nüfusunun yaşam alanlarına daha fazla yerleşmesiyle habitat parçalanmakta ve hayvanların binlerce yıldır sürdürdüğü biçimde gelişmeleri engellenmektedir.

“Bu türün ne kadar benzersiz olduğunu ve aynı zamanda tehlikede olduğunu insanlar daha iyi fark ettikçe, onları korumaya yönelik eğilimlerin de artması muhtemeldir.”

Sabhrina Gita Aninta, Copenhagen Üniversitesi Koruma Genetiği Uzmanı

Umut ve Gelecek Perspektifi

Koruma çalışmalarında çiftleştirme girişimlerinin neden yavaşladığı da dikkat çeken bir konu olarak öne çıkıyor. Anoaların çoğu zaman eşleştiği hayvanları sevmemesi, birçok durumda yalnız kalmayı tercih etmeleri ve kişiliklerinde kaprisli yönler göstermesi, programların istenen ilerlemeyi sağlayamamasına neden olmaktadır. Aninta’nın yorumuna göre bu durum, milyonlarca yıldır yalnız yaşayan bir türün doğal karakterinin bir yansıması olabilir.

Uzmanların umudu şudur: İnsanların bu türün hem benzersiz olduğunu hem de tehlikede bulunduğunu daha iyi kavramasıyla koruma bilincinin artacağı öngörülüyor. Yüzyıl içinde, Endonezya’nın derin ormanlarında anoa gibi bir yaratıkla karşılaşmanın hâlâ mümkün olabileceğine dair beklenti var. Bu nadir memelinin vahşi doğada neslini sürdürebilmesi, adaların olağanüstü biyoçeşitliliğinin korunması açısından kritik bir önem taşıyor.

İlginizi Çekebilir: Kuzey Amerika’nın Dışında Bulunan İlk Diplodocus Kemikleri İspanya’da Tespit Edildi →
Kaynak: Discovermagazine ↗