Genellikle hayvanların psikolojik sorunlardan, aile dramalarından ve tuhaf davranışlarından arınmış olduklarına inanırız. Ancak gerçek farklıdır: Hayvanlar da insan gibi kişiliğe sahiptir ve onları şekillendiren birçok faktör de bizimkilerle benzerdir.
“Hayat onlar için de zor,” diyor Illinois Urbana Üniversitesi’nde davranış ekolojisti Dr. Alison M. Bell. Ancak hayat, inişleri ve çıkışlarıyla dolu, tıpkı insan hayatları gibi.
Bu gerçek hem şaşırtıcı hem de son derece açıktır, özellikle evcil hayvan sahibi olanlar için. Ancak hayvanların kişiliği üzerine yapılan çalışmalar bazı çevrelerde dirençle karşılanmıştır; çünkü bu kabul, bazı insanların itiraf etmek istemediği bir gerçeği ortaya çıkarıyor: Hayvanlar bizden çok daha benzerdir.
Psikolog Dr. Sam Gosling, meslektaşlarının hayvan araştırmaları sırasında tuhaf bir davranış sergilediğini fark etti: Kahve molalarında, çalıştıkları hayvanların ve hatta evcil hayvanlarının kişilikleri hakkında coşkuyla konuşuyorlardı. Ancak molanın sonunda, “bilim insanı” şapkalarını takıyor ve bu konuyu kapatıyorlardı.
Ancak bilimsel kanıtların olmaması anlamına gelmiyor. Yıllarca süren araştırmalar tek bir şeyi açıkça ortaya koymuştur: Hayvanlar da kişiliğe sahiptir. İşte bilimin, evcil hayvanınızın neden özel olduğunu açıklayan detayları.
Hayvanlarda olduğu gibi insanlarda da, erken yaşantılar derin izler bırakır veya büyük güç kaynakları oluşturur. Hayvanların “erken yaşam ortamı” tarafından etkilendiğini ve ebeveynleri ve kardeşleriyle olan ilk etkileşimlerin önemli olduğunu belirtiyor Bell. Bu durum özellikle evcil hayvanlarımızda belirgindir: Bir hayvan barınağından gelen veya geçmişte kötü muamele görmüş bir köpek, bu deneyimleri unutmaz ve bunlar uzun süreli etkilere yol açar.
Ancak bu anlayışı sincaplar gibi diğer hayvanlara da uygulamıyoruz. Bell’e göre aynı prensipler tüm canlılar için geçerlidir: Kötü anne tarafından terk edilen bir sincap da tıpkı bizler gibi bu deneyimi hayatına taşır.
İnsanlarda olduğu gibi genetik faktörler de hayvanların kişiliğini etkiler. Ancak genetik, sadece davranışsal dürtülerle yönlendirilen ve az bireysel farklılığa sahip canlılar olduğunu varsayabiliriz. Bell’e göre genetik, hayvan kişiliklerinin yaklaşık %35’ini oluşturur; bu oran insanlarda da aynıdır.
Araştırmacılar, kuş yumurtalarını farklı yuvalara yerleştirerek hangi ebeveynlerin etkili olduğunu belirleyebilirler. Bu sayede genetik ve çevresel faktörlerin etkilerini daha kesin bir şekilde ölçmek mümkündür.
Genetik ve çevresel faktörlerin hangisinin daha önemli olduğu karmaşık bir konudur. Çalışmalar, hayvanların kişiliğini etkileyen genetik faktörler, çevresel faktörler, biyolojik olmayan genetik faktörler ve diğer birçok unsur olduğunu göstermiştir.
Hayvanların kişiliğini şekillendiren bir başka temel unsur ise türdür. Bell, evrimsel biyolog olarak, farklı türlerdeki davranışların nasıl ortaya çıktığını anlamaya çalışmaktadır. “İlgilendiğim şey, her canlının hayatta kalması için neyin önemli olduğudur,” diyor. Örneğin, bir papağanın beslenmesi, karşılaşabileceği tehlikeler, fırsatlar ve habitatı önemlidir.
Bu faktörler türden türe büyük ölçüde değişir: Bir papağan için önemli olan şeyler, bir balık, bir balina veya bir termitininkiyle aynı değildir.
Kişiliğin sürekliliği de önemlidir: Bireyin kişiliği zaman içinde ne kadar tutarlı kalır? Bell’e göre hayvanların kişiliği genellikle yaşam boyu oldukça stabildir. Yavruluktan yetişkinliğe geçişle birlikte davranışlar değişse de, temel kişilik özellikleri devam eder. Örneğin, yayın balıklarında yapılan araştırmalarda bireylerin risk alma eğilimlerinin zaman içinde tutarlı olduğu gözlemlenmiştir.
Ancak bu özellikler mutlak değildir: Yeni bir çevreye uyum sağlamak, sosyal etkileşimler veya sağlık sorunları davranışları değiştirebilir. Hayvanların kişilikleri insanlardan daha fazla mı yoksa daha az mı değişebilir, bu hala açık bir sorudur.
Son olarak, hayvanların kişiliği konusundaki anlayışımızı engelleyen en önemli faktörlerden biri, insanların kendi algılarıdır: İnsanlar, kendilerini olduğundan daha özel ve hayvanları da olduğundan daha basit görmek isterler. Bu durum, hem hayvanların karmaşıklığını kabul etmeyi hem de insanlığın benzersizliğini sorgulamayı gerektirdiğinden zorlayıcı olabilir.
“En şaşırtıcı olan şey, insanların bu gerçeği (hayvanların kişiliğe sahip olması) neden bu kadar şaşırtıcı bulması,” diyor Bell.