Politikacılar genellikle sıradan figürler olarak görülmez. Ancak Japonya’nın ilk kadın başbakanı Sanae Takaichi gibi isimler farklı bir algı yaratıyor. Özellikle genç seçmenler ve bazı kadınlar arasında “Sanakatsu” olarak adlandırılan bir olgu, bu popülariteyi besliyor.
Takaichi, ilerici görüşlere sahip bir siyasetçi değil. Hatta evli çiftlerin ayrı soyadlarını korumasına izin verme ve kadınların imparatorluk tahtını miras almasına olanak sağlama gibi feminist hareketin önemli talepleri konusunda muhafazakar bir duruş sergilemiştir.
Takaichi, siyasi kimliğini yoğun çalışmaya odaklayarak inşa etmiştir. Sosyal medya hesaplarında, kabine belgelerini okurken, mendilleri ütülerken ve düğmeleri dikerken çekilmiş fotoğraflarını paylaşarak, az uyuduğunu vurgulamıştır. Popülaritesi son zamanlarda azalmış olsa da, birçok analist bu popülaritenin nedenlerini anlamaya ve kadınların Japonya’daki siyasetle ilişkisini değerlendirmeye çalışmaktadır.
Bazı yorumlara göre, genç seçmenler ve kadınlar Takaichi’yi sadece bir kadın olduğu için değil, finansal durumlarını iyileştirmeye yönelik politikalarını destekledikleri için desteklemektedir. Diğerleri ise, uzun yıllardır erkek liderliğin hakim olduğu bir ülkede, seçmenlerin sadece bir kadının en üst düzeyde olmasını istediği için onu desteklediğini savunmaktadır.
Ancak bir antropolog olarak, bu açıklamaların hikayenin tamamını anlatmadığını düşünüyorum. Japonya’daki toplumsal cinsiyet eşitsizliği üzerine yaptığım araştırmalarda, kadınların görüşlerini paylaşmaktan çekindikleri ve davranışlarıyla inançlarını gösterdikleri ortaya çıkmıştır.
Örneğin, hane halkı atıklarına ilişkin bir projede, birçok kadının yoğun iş temposuna rağmen yemek pişirme, temizlik ve geri dönüşüm gibi görevlerin çoğunu üstlendiği görülmüştür. Bu durum, erkeklerin günde ortalama saat, kadınların ise yedi saatten fazla zaman geçirdiği bir hükümet araştırmasıyla da teyit edilmiştir.
Kadınlar genellikle eşlerinin de ev işlerine katkıda bulunduğunu belirtse de, geri dönüşümleri yanlış kutulara attıklarında bile kadınların sessizce düzeltme yaptığı görülmüştür. Bu durum, kadınların toplumsal cinsiyet eşitsizliğiyle doğrudan yüzleşmek yerine, günlük yaşamı yönetilebilir kılmaya çalıştıklarının bir göstergesidir.
Fukushima nükleer felaketi sonrasında, hükümetin yiyecek güvenliği konusundaki açıklamalarına şüpheyle yaklaşan anneler “radyasyon beyinli anneler” olarak etiketlenmiş ve bu durum, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda açıkça fikirlerini söylemenin riskli olduğu bir ülkeyi işaret etmektedir.
Takaichi’nin popülaritesi, kadınların yoğun iş temposuna rağmen ev işlerinin çoğunu üstlendiği ve bu durumun “çalışkan” idealiyle ilişkilendirildiği bir dönemde ortaya çıkmıştır. Bu durum, kadınların sadece çok çalışmakla kalmayıp aynı zamanda eşitsizliği yönetilebilir kılmaya çalıştıklarını gösteren sorunlu bir toplumsal cinsiyet idealini yansıtmaktadır.
Belki de asıl soru, birçok Japon kadının neden muhafazakar bir kadın lideri desteklediği değil, bu “çalışkan” idealiyle neden bu kadar çok kişinin kendini tanıdığı ve bunun altında yatan nedenlerdir. Takaichi’nin popülaritesi, kadınların sadece çok çalışmakla kalmayıp aynı zamanda eşitsizliği yönetilebilir kılmaya çalıştıklarını gösteren sorunlu bir toplumsal cinsiyet idealini yansıtmaktadır.
Shiori Shakuto”>Shiori Shakuto , University of Sydney”>University of Sydney’de antropoloji alanında öğretim üyesidir. Bu makale, The Conversation”>The Conversation’da yayınlanan ve Creative Commons lisansı altında yeniden yayınlanmıştır. Orijinal makaleye buradan”>buradan ulaşabilirsiniz.