2001 yılında tanıtılan iki tekerlekli, dengeli Segway Personal Transporter (PT), otomobil dünyasını değiştireceğine inanılmaktaydı. Ancak, yüksek profilli kazalar ve satışlardaki hayal kırıklıkları nedeniyle, bu cihaz Kevin James’in “Paul Blart: Mall Cop” filmindeki rolüyle daha çok tanınır hale geldi.

Ancak, Segway teknolojisinin temel unsurları, bugün milyonlarca kişinin kullandığı paylaşımlı elektrikli scooterların arkasındaki itici güçtür. Lime, Spin ve Veo gibi markaların öncülüğünde yayılan bu “mikromobilite” hareketi, şehirlerde vazgeçilmez bir ulaşım aracı haline gelmiştir.

Geçen yıl, ABD Ulaştırma Bakanlığı’nın verilerine göre, 133 şehirde 199 adet paylaşımlı elektrikli scooter sistemi bulunmaktadır. Segway’in mirası, bu alandaki gelişmelerle devam etmektedir.

Mikromobilite uzmanı ve eski Biden yönetimi yetkilisi Gabe Klein, “Dean Kamen [Segway’in kurucusu], insan ölçekli tasarımlarla neler yapılabileceğine dair birçok kişiye ilham verdi. Hem çok iddialıydı hem de yeterince değil: yürümeyi değiştirmemize gerek yoktu, ancak küçük, elektrikli araçlara ihtiyacımız vardı. Vespa, Segway, Zipcar ve e-bisikletlerin bir araya gelerek günümüzdeki formülü oluşturduğunu söyleyebiliriz.” şeklinde açıklamalarda bulundu.

Segway, New Hampshire’da yaşayan bir mucit ve girişimci olan Dean Kamen tarafından geliştirilmiştir. Kamen, daha önce taşınabilir insülin pompası ve portatif diyaliz makinesi gibi tıbbi cihazlar üretmiştir. 1999 yılında, merdiven çıkabilen iBOT adlı tekerlekli sandalyeyi tanıtmıştır. Steve Kemper’in “Reinventing the Wheel” adlı kitabında belirtildiği gibi, bu gyroscopic dengeleme teknolojisi Segway ve sonraki scooterların temelini oluşturmuştur.

Orijinal Segway, iki tekerleği kendi etrafında dönen bir platforma sahipti. 45 inç yüksekliğindeki cihaz, yaklaşık 100 pound ağırlığındaydı. Lithium-ion bataryalarla çalışan Segway, saatte yaklaşık 12 mile (yaklaşık 19 km) ulaşabiliyordu ve şarj edilmeden önce yaklaşık 15 ila 24 mil (yaklaşık 24 ila 39 km) yol gidebiliyordu.

Segway’i diğerlerinden ayıran en önemli özellik, kendi kendini dengeleme teknolojisiydi. iBOT’tan alınan ilhamla, PT gyroscopic sensörler kullanarak cihazın eğimini sürekli olarak ölçüyordu. Bu, çünkü PT’nin pedalı veya gazı yoktu. Sürücüler, ağırlıklarını öne ve arkaya kaydırarak hızlanma ve yavaşlama kontrolünü sağlıyordu. Cihazdaki sensörler, sürücünün ağırlık merkezindeki değişiklikleri algılıyor ve motorları buna göre ayarlayarak dengeyi sağlıyordu. Yönlendirme ise, gidonun eğilmesiyle sağlanıyordu.

“Bu cihaz, insanın yaptığı gibi çalışır,” diyen Kamen, 3 Aralık 2001’deki “Good Morning America” programında Segway’i tanıtırken, “Gyroskopları ve sensörleri var, bunlar sizin iç kulağınızın işini yapar. Beyninizin yaptığı işi yapan bir bilgisayarı var. Kaslarınızın yaptığı işi yapan motorları var.” şeklinde açıklamalar yapmıştır.

Segway, 5000 dolara satışa sunuldu. Bu fiyat, o dönemde kullanılan bir otomobilin fiyatına eşitti ve ortalama Amerikalı’nın yıllık gelirinin yaklaşık altıda biriydi. Teknoloji liderleri ve analistler ise bu cihaza büyük ilgi gösterdiler. Apple’ın eski CEO’su Steve Jobs, Segway PT’nin şehir manzaralarını dönüştürebileceğine inanıyordu. John Doerr gibi bir yatırımcı ise, bunun internetten bile daha büyük bir etki yaratacağını öngörmüştü. Kamen ise, şirketin haftada 10.000 adet satacağını tahmin etmişti.

Ancak, satış hedeflerine ulaşmak için geçen sürede, Segway sadece %1’lik bir başarı elde edebildi. Tüm zaman diliminde, sadece 140.000 adet satılmıştır.

Klein, “Segway’in kimliği konusunda bir karmaşa vardı,” şeklinde açıklamalarda bulundu. Cihazın hantal yapısı ve yavaş hızı, kullanımını kısıtlıyordu. Ayrıca, cihazın görünümü de eleştiriliyordu.

“Bu cihazla gezinmek komik görünüyordu,” diyen Klein, “Yürümeyi değiştirdiği için, sınırlı kullanım alanları vardı ve pahalıydı.” şeklinde ekledi.

Segway’in hedef kitlesi, zengin teknoloji meraklılarının ötesine geçemedi. Cihaz, ağırlıklı olarak rehberler ve “mall cop”lar tarafından kullanıldı.

Fiyat ve görünüm sorunlarına ek olarak, Segway kazalara davetiye çıkarıyordu. 2003 yılında, dönemin Başkanı George W. Bush, Kennebunkport’taki aile çiftliğinde bir Segway ile dengesini kaybetmiştir. 2015 Dünya Atletizm Şampiyonası’nda, bir kameramanın Usain Bolt’a çarpması da unutulmamıştır. Ancak, en büyük talihsizlik, Jimi Heselden’in Segway ile uçuruma düşerek hayatını kaybetmesi olmuştur.

Segway, Ninebot adlı Çinli bir şirkete satılmıştır. Bu satın alma, şirketin kurtuluşunu sağlamış ve e-scooter endüstrisinin gelişimine katkıda bulunmuştur.

Klein, “Ninebot, Segway’i yeniden yarattı,” diyerek, “Segway markası ve teknolojisi, Ninebot’un ABD pazarına girmesine yardımcı oldu. Ninebot, Segway markasıyla hareket etmeye devam etti, ancak ürün ve yaklaşım tamamen değişti. Pahalı Segway yerini daha ucuz scooterlara bıraktı.” şeklinde açıklamalar yapmıştır.

Klein, “Bu scooterlar daha az hantal, daha hızlı, daha ucuz ve daha az depolama alanı gerektiriyordu. Ayrıca, pil teknolojisi de gelişmişti,” diyerek bu değişikliklerin nedenlerini açıklıyor.

“Bu, mükemmel bir zamanlamaydı. Lime ve Bird gibi şirketler, paylaşımlı scooter sistemleri kurarak hızla büyüdü. Bir anda, şehirlerde elektrikli scooterlar yaygınlaştı,” diyor Klein.

“Eskiden Segway’in hayal ettiği şeylere çok benzeyen bir vizyon vardı,” diyen Klein, “Mikromobilite, şehirler için gelecektir.” şeklinde ekledi.

Ancak, bu alandaki gelişmelerin de eleştirileri vardır. Bazı şehirlerde, scooterların neden olduğu sorunlar nedeniyle yasaklar getirilmiştir. Ayrıca, sürücülerin dikkatsizliği ve yaya güvenliği gibi konular da tartışılmaktadır.

Sonuç olarak, Segway’in mirası, e-scooter devrimiyle devam etmektedir. Bu alandaki gelişmeler, şehirlerde ulaşımı dönüştürme potansiyeline sahiptir. Ancak, bu teknolojinin sürdürülebilir ve güvenli bir şekilde kullanılması için dikkatli olunması gerekmektedir.

Kaynak: Popular Science