
Embriyoloji tarihinin en büyüleyici bilmecesi; tek bir döllenmiş hücrenin (zigot), nasıl olup da insan vücudunu oluşturan 200’den fazla morfolojik ve işlevsel olarak tamamen farklı hücre tipine (nöron, miyosit, eritrosit, hepatosit) dönüştüğüdür. Kur’ân-ı Kerîm, bu süreci betimlerken iki hayati kavram öne sürer: “Nutfetin emşâc” (karışımlı tohum / çok bileşenli kök potansiyel) ve “Muhallaka ve gayri muhallaka” (biçimlenmiş / kaderi belirlenmiş ve henüz biçimlenmemiş / farklılaşmamış ham taslak).
Bu kavramları 2012 Nobel Tıp Ödülü’ne konu olan uyarılmış pluripotent kök hücre (iPSC) keşfi ve epigenetik regülasyon ışığında okumak, Kur’ân’ın biyolojik süreçleri kurgusal değil, yapısal bir kademelenme (tedrîc) kanunu olarak ele aldığını gösterir. Âyetler hiçbir zorlamaya meydan vermeksizin, hücrelerin genel kök durumundan özel fonksiyonel dokulara geçişindeki mükemmel mimariyi tefekküre açar.
Arap dilinin kök morfolojisi açısından âyetlerdeki kavramlar incelendiğinde:
2006 yılında Shinya Yamanaka ve ekibi, tamamen farklılaşmış bir deri hücresini geriye döndürerek embriyonik kök hücreye çevirebilecek 4 temel transkripsiyon faktörü keşfetmiştir: Oct4, Sox2, Klf4 ve c-Myc. Bu devrim niteliğindeki buluş, her hücremizin çekirdeğinde tüm vücudu inşa edecek eksiksiz genetik kütüphanenin korunduğunu, ancak hücrenin “muhallaka” (biçimlenmiş) hale gelmesi için bazı genlerin susup bazılarının açıldığını ispatlamıştır.
Hücresel farklılaşmanın epigenetik mekanizması:
Pluripotent Kök Hücre → DNA Metilasyonu + Histon Asetilasyonu → Dokuya Özgü Gen Ekspresyonu → Terminal Farklılaşma (Muhallaka)
DNA diziliminde tek bir nükleotid harf dahi değişmez; ancak epigenetik işaretler adeta kimyasal raptiyeler gibi işleyerek kök hücrenin plastisitesini (“gayri muhallaka”) yönlendirir ve kalbi pompalayan kas hücresine veya düşünceyi ileten nörona (“muhallaka”) dönüştürür.
Zigot ve ilk 8 blastomer, plasenta dahil tüm organizmayı sıfırdan inşa edebilecek evrensel biyolojik yazılıma sahiptir.
Histon kuyruklarına eklenen metil grupları, kök hücrenin geriye dönüşünü engelleyerek doku kararlılığını teminat altına alır.
Kök hücre tepe noktasından aşağı yuvarlanan bir bilye gibi vadilere girer ve nihayetinde özelleşmiş kaderine kavuşur.
Kemik iliğimizde ve bağırsak kriptlerimizde ömür boyu uyuyan kök hücreler, her gün milyarlarca yeni hücre üreterek hayatı yeniler.
İbn Kesîr (ö. 774/1373) Hac Sûresi 5. âyetinin tefsirinde Abdullah b. Mes’ûd ve İbn Abbâs’tan nakille şöyle aktarır:
“Cenin mudga (et parçası) haline geldiğinde, onun bir kısmı azaları tamamlanmış ve şekil almış (muhallaka); diğer bir kısmı ise henüz hiçbir uzva dönüşmemiş, ham ve belirsiz (gayri muhallaka) olarak bulunur. Allah dilediğini biçimlendirir, dilediğini de o ham halde bırakır.”
Aynı DNA şifresinden türeyen 37 trilyon hücre, benzersiz bir biyokimyasal ahenkle tek bir insan vücudunu ayakta tutar.
Farklılaşma sinyallerindeki en ufak bir gecikme veya aksaklık teratoma ve kansere yol açarken, sistem şaşmaz bir kontrol altındadır.
Gözle görülmeyen mikroskobik bir damlanın akıl almaz bir doku zenginliğine evrilmesi, ilahi ilmin büyüklüğünü haykırır.