
Kur’ân-ı Kerîm, kâinatın fiziksel işleyişini insanoğlunun tefekkür ufkuna sunarken daima ontolojik bir hiyerarşi kurar. Nûr Sûresi 40. âyet-i kerîmede tasvir edilen “bahrin lucciyyin” (engin, derin deniz), yüzeyden gelen güneş ışığının 200 metreden sonra fotik kuşağı terk ederek 1000 metre derinlikte mutlak afotik (zifiri karanlık) bir ortama dönüşmesini benzersiz bir alegori ve fiziksel gerçeklikle ele alır. Bu âyetin nihayetinde yer alan “Ve men lem yec’alillâhu lehû nûran fe-mâ lehû min nûr” (Allah kime nûr vermemişse onun için hiçbir ışık yoktur) ifadesi, rasyonel zihinler için derin bir doğa gerçeğine kapı aralar: Güneşten bağımsız, okyanusun binlerce metre altındaki mutlak zifiri karanlıkta var olan yegâne aydınlanma, canlıların biyokimyasal olarak bizzat ürettikleri biyolüminesans (soğuk ışık) mucizesidir.
Burada güdülen gaye, âyeti modern bir biyokimya ders kitabının şifreli metni gibi sunmak değil; bilakis 14 asır önce çölde yaşayan bir beşerin okyanusun zifiri tabanındaki ışık dinamiklerinden habersiz olduğu bir çağda, metnin sunduğu hakiki tabiat müşahedesi ile yaratılış kanunları arasındaki leksikolojik ve kavramsal ahengi dürüstçe ortaya koymaktır.
Arap dilinin klasik lügatleri (Lisânü’l-Arab, Tâcü’l-Arûs ve Müfredât) incelendiğinde âyetteki kelime seçimi çarpıcı bir teknik derinlik taşır:
İnsanın ürettiği akkor ampullerde harcanan enerjinin %90’ı ısıya dönüşürken sadece %10’u ışık üretir. Oysa derin deniz canlılarındaki (fener balıkları, sifonoforlar, medüzler ve kriller) biyolüminesans reaksiyonu %90’ın üzerinde kuantum verimliliğine sahiptir ve neredeyse sıfır termal kayıp üretir; bu sebeple biyofizikte “soğuk ışık” (cold light) olarak adlandırılır.
Reaksiyonun temel kimyasal denklemi şu şekildedir:
Lusiferin + ATP + O2 —Lusiferaz / Mg2+→ Oksilusiferin* + AMP + PPi + hν (Işık Fotonu, 470–490 nm)
Burada uyarılmış durumdaki oksilusiferin molekülü temel enerji düzeyine dönerken Planck sabiti (h) ile frekansın (ν) çarpımına eşit bir foton (E = hν) yayar. Okyanus suyunun en az absorbe ettiği dalga boyu mavi-yeşil spektrum (470-490 nm) olduğu için, yaratılan bu biyolojik ışık karanlık sularda yüzlerce metre mesafeden algılanabilir.
Moleküler düzeyde neredeyse sıfır ısı kaybı ile kimyasal bağ enerjisini doğrudan saf fotona dönüştüren kusursuz enzim mimarisi.
Derin deniz canlılarının derisinde yer alan fotofor organları; yansıtıcı guanin kristalleri, mercek hücreleri ve renk filtreleriyle optik bir laboratuvardır.
Canlılar karın bölgelerindeki ışığı yukarıdan sızan soluk ışık şiddetine eşitleyerek altlarındaki avcılara karşı gölgelerini tamamen yok eder.
Fener balığı (Anglerfish) gibi türler ışığı kendileri üretmez; esca kesesinde barındırdıkları fotobakteriler (Aliivibrio fischeri) ile ortak yaşar.
İmam Fahreddin er-Râzî (ö. 606/1210) Mefâtîhu’l-Gayb tefsirinde Nûr 40 âyetini incelerken şöyle der:
“Cenâb-ı Hak denizin dibindeki karanlığı katmerli kılmıştır. Çünkü deniz derinleştikçe Güneş’in tesiri ve nüfuzu kesilir. Orada bulunan bir mahlûkun kendi cismini görebilmesi, ancak Allah’ın o mahlûka kendi bünyesinde bahşedeceği hususi bir aydınlatma ile mümkündür. Zira dış âlemden oraya hiçbir ışık inmez.”
Derin okyanus çukurları, evrenin yıldızlararası karanlık boşluklarıyla termodinamik ve optik açıdan ikiz bir yapı sergiler.
Işığın su molekülleri tarafından seçici soğurulması, abis canlılarının göz retinasındaki rodopsin duyarlılığı ile birebir örtüşür.
En koyu karanlığın merkezinde dahi yaşamı ışıksız bırakmayan yaratılış kanunu, rahmetin her noktaya nüfuz edişini belgeler.