Filipin ekonomisi, son on yılın büyük kısmında hızlı bir şekilde büyüdü, ancak bu büyüme milyonlarca Filipinli için iş bulmak ya da sahip oldukları becerilere uygun bir iş bulmak anlamına gelmiyor. En güncel istihdam verileri bu gerçeği açıkça ortaya koyuyor: Temmuz 2026’da 49,21 milyon Filipinli çalışırken, işsizlik oranı 6%’a, yani 3,14 milyon kişiye yükseldi. İş gücünü yeterince kullanamama sorunu ise daha da çarpıcı bir tablo çizdi: 6,33 milyon Filipinli, sahip oldukları işten fazlasını istiyor ve bu da çalışanların %12,9’unu oluşturuyor.
İşte bu nedenle “işsiz büyüme” ifadesi, Filipin’de yaşanan durum için yanıltıcı bir tanımlama. Ülke aslında iş yaratmıyor; daha doğru bir tabirle “iş yoksulu büyüme” yaşıyor. İşler yaratılıyor, ancak üretken sektörlerde yeterli sayıda değil. Bu ayrım kritik bir önem taşıyor, çünkü ülke tüketime ve düşük katma değerli hizmetlere dayanarak mevcut gelişme aşamasını sonsuza dek sürdüremez.
Yapısal Dönüşüm ve Koridorun Gerçek Anlamı
Bu noktada Luzon Ekonomik Koridoru’nun önemi, yalnızca fiziksel altyapı boyutunda değil, yapısal dönüşüm açısından değerlendirilmelidir. Yani koridorun, iş gücünü ve sermayeyi üretken olmayan alanlardan üretken alanlara nasıl aktardığı ölçüsünde yargılanması gerekir. Filipin’e ek ekonomik aktiviteden çok, altyapıyı, yatırımı, imalatı, teknolojiyi ve insanı birbirine bağlayan bir sisteme ihtiyacı var. Bu tam da Luzon Ekonomik Koridoru’nun Subic, Clark, Metro Manila ve Batangas’ı tek bir tutarlı ekonomik coğrafyaya bağlayarak yapmaya çalıştığı şey.
Mantık açık ve basittir: İyileştirilmiş ulaşım ve lojistik, malların taşınma maliyetini düşürürken, enerji ve bilgi teknolojisi altyapısına yapılan yatırımlar sanayi projelerini daha uygulanabilir hale getirir. Limanlar, havaalanları ve sanayi bölgeleri imalat tesislerini ihracat pazarlarıyla bağlarken, iş yerlerinin daha yoğunlaşması, hiçbir tek başına yatırımı sağlayamayacağı aglomerasyon etkilerini ortaya çıkarır.
Altyapı tek başına yapısal bir değişim üretmez. Yeni demiryolları yüksek verimli bir sanayi ortaya çıkmadan da yapılabilir. Yabancı firmalar sanayi bölgelerine az katma değer ekleyerek fabrikalarını kurabilir. Asıl mesele, altyapının kendisi değil, altyapının etrafında ne olduğudur.
Bağımsız Ekonomik Analiz
Bu bağlamda küresel değer zinciri teorisi işe yarar. Hedef, çokuluslu firmaları ülkeye çekmekten çok, bunları yerel üretim ekosisteminin içine yerleştirmektir. Filipin’in istediği değer zinciri, yalnızca doğrudan yabancı yatırım, bir imalat tesisi, montaj ve ihracattan ibaret olmamalıdır. Doğrudan yabancı yatırımı, yerel tedarikçilerle, mühendislik hizmetleriyle, beceri eğitimiyle, teknoloji aktarımıyla, araştırma ve geliştirmeyle, ücret artışlarıyla ve yükselen yerel katma değerle birleştiren bir bütün olmalıdır.
Bu ayrım, Luzon Ekonomik Koridoru’nun bir sanayi dönüşümü olup ya da yalnızca başarılı bir lojistik koridoru olacağını belirleyebilir. Koridor ile “Pax Silica” projesi arasındaki yeni bağlantı, ilk senaryoyu daha olası kılıyor. Yeni Clark Şehri’nde 4.000 dönümlük bir alanda planlanan sanayi kompleksinin, kritik mineraller, yarı iletkenler, gelişmiş imalat ve yapay zeka etrafında şekilleneceği bekleniyor.
Filipin yetkilileri, Pax Silica projesinin 130.000’den fazla iş yaratmak ve 40 milyar ile 70 milyar dolar arasında değişen bir yatırım çekmek potansiyeline sahip olduğunu söylüyor. Bu, koridorun fiziksel altyapıyı sağlarken, Pax Silica’nın yüksek uç teknoloji tedarik zincirine erişimi sağlamasıyla koridora bir teknoloji motoru kazandırır. İkisi birlikte, Filipin ekonomisini tüketime ve hizmetlere olan ağır bağımlılığını bırakıp imalat ve teknoloji tabanlı bir yapıya yönlendirmeye katkı sağlayabilir. Ancak zorluk, yatırım açıklamalarının büyüklüğünde değil, başka yerlerde gizlidir.
İş, Sadece İş Sayısı Değil: Ekosistem
Dolayısıyla Luzon Ekonomik Koridoru, tamamlanmış projelerden ve finansman vaatlerinden çok daha yüksek bir ölçütle değerlendirilmelidir. Başarısını belirleyecek beş faktör vardır: istihdam esnekliği, iş kalitesi, yerel katma değer, tedarik zinciri derinliği ve iş gücü verimliliği. Öncelikle, çıktının her bir artışı için ne kadar üretken istihdam yaratılır? İkincisi, bu istihdamın ne kadarı düzenli, nitelikli ve yüksek gelirli olur? Üçüncüsü, yabancı yatırımdan elde edilen katma değerin ne kadarı Filipin ekonomisi içinde kalır? Dördüncüsü, Filipinli işletmeler ne kadar derin bir şekilde çokuluslu şirketlerin değer zincirlerine entegre olur? Beşincisi, koridordaki istihdam verimliliği artırır mı, yoksa çalışanları yalnızca üretken olmayan faaliyetler arasında aktarır mı?
Bu beş soruya OECD’nin kendi bulguları da yanıt verir. Filipin’de iş gücü verimliliği artmış olsa da, bu iyileşmenin büyük kısmı teknolojik ilerlemekten çok sermaye birikiminden kaynaklanmıştır. OECD, daha büyük kazanımlar için yalnızca daha fazla yabancı yatırım ve daha güçlü rekabet gibi faktörlerin gerekli olduğunu belirtmektedir. Koridor bu hedeflere ulaşmada katkı sağlayabilir, ancak bu katkı altyapının kendisini tamamlayan politika değişiklikleriyle birlikte gerçekleşmelidir. Elektrik maliyeti hâlâ kritik bir kısıt olmaya devam eder.
Beceriler eksikliği fabrikaları yalnızca basit montaj çalışmalarına hapsederken, zayıf bir yerel tedarik zinciri yabancı firmalara kendi ham maddelerini ve bileşenlerini ithal etmesini zorunlu kılabilir. Bu durumda koridor, Filipin sanayileşmesini yönlendiren bir güç yerine, yabancı üretimin izole bir bölgesine dönüşebilir. Son dönemde düzenlenen Luzon Ekonomik Koridoru Yatırım Forumu, doğru yolun işaretini veren faydalı bir sinyal verdi. Filipin yetkilileri giderek daha sık olarak, yatırımların yerel sanayi yaratımı, teknoloji aktarımı ve yerel yeteneklerin geliştirilmesine katkı sağlaması gerektiğini vurguluyor.
Bu doğru bir ölçüttür. Luzon Ekonomik Koridoru, yalnız başına Filipin’in işsiz büyüme sorununu çözmeyecektir. Ancak ülke uzun yıllardır kurmaya çalıştığını ancak başaramadığını verebilecek bir şeyi sağlayabilir: tüm bu unsurları birbirine bağlayan fiziksel ve sanayi bir bağlantısı.
Yazar Ronny P Sasmita, Jakarta merkezli Endonezya Stratejik ve Ekonomik Eylem Enstitüsü’nün üst düzey uluslararası ilişkiler analistidir. Tokyo Üniversitesi’nden uluslararası siyasi ekonomi alanında doktora derecesine sahiptir ve Güneydoğu Asya ile daha geniş Asya-Pasifik bölgesine odaklanır.