Târık Sûresi 1-3. Âyet-i Kerîmelerin radyo astronomi, periyodik vuruşlu nötron yıldızları ve rölativistik ışınım jetleri ile 1400 yıl önceden kurduğu sarsılmaz mutabakat.
14 asır önce; optik teleskopların, radyo astronomi çanak antenlerinin, spektroskopinin ve elektromanyetik tayf analizlerinin henüz hayal dahi edilemediği, insanların gökyüzündeki yıldızları yalnızca geceleri gök kubbede parlayan hareketsiz ve sessiz kandiller sandığı 7. yüzyıl çöl ikliminde; okuma-yazma bilmeyen (ümmî) bir insan olan Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed (sallâllâhu aleyhi ve sellem):
1. Gökyüzündeki sıradan milyarlarca yıldız arasından özellikle “ritmik vuruşlar/darbeler yapan” (Târık – طرق) bir yıldız türüne dikkat çekmeyi,
2. Bu yıldızın temel niteliğini, uzay boşluğunda sıradan bir ışık yaymak değil, “karanlığı ve maddeyi mermi/lazer gibi delip geçen” (es-Sâkıb – ثقب) bir delici ışın jeti yaymak olarak nitelemeyi,
3. Ve insanlığın bu cisimleri ancak 1967 yılında radyo teleskoplarla “düzenli nabız gibi atan vuruşlar” (pulsar sinyalleri) şeklinde keşfedeceğini kendi beşeri zihninden ve tecrübesinden nasıl bilebilir?
Modern astrofizik ve ihtimal hesapları ortaya koymaktadır ki, optik olarak insan gözüyle asla görülemeyen, yalnızca radyo frekanslarında ritmik vuruşlar üreten ve kutuplarından gökyüzünü delen gama/X-ışını fışkırtan bir nötron yıldızının fiziksel vasıflarını 1400 yıl önceden bu denli kusursuz iki kelimeyle (Târık ve Sâkıb) tanımlamak matematiksel olarak tesadüf olamaz. Bu durum; evrendeki her bir nötronun dönüşünü ve kozmik saatlerin periyodunu zerre şaşmadan sayıp takdir eden el-Muhsî (المحصي), devasa yıldız kütlelerini 20 kilometrelik bir hacme sıkıştırıp saniyede yüzlerce kez döndüren sonsuz kudret sahibi el-Kâdir ve el-Muktedir (القادر / المقتدر), uzayın koyu karanlıklarını delici nurlarla yaran en-Nûr ve el-Bâri’ (النور / البارئ) ve 1400 yıl önceden bu gizli hakikatleri vahyeden her şeyin iç yüzünden haberdar el-Alîm ve el-Habîr (العليم / الخبير) olan Yüce Allah’ın (Celle Celâlühû) kâinatı yaratan Kudreti ile Kur’ân-ı Kerîm’i indiren Zât’ının aynı Yaratıcı olduğunu akıl ve vicdan sahiplerine şüpheye yer bırakmayacak bir berraklıkla ispatlar.
1967 yılının Temmuz ayında, İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi Cavendish Laboratuvarı’nda genç bir astrofizikçi olan Jocelyn Bell Burnell ve danışmanı Antony Hewish, yeni inşa edilen devasa bir radyo teleskop dizisiyle uzayın derinliklerini tararken akıl almaz bir sinyalle karşılaştılar.
Uzayın belirli bir koordinatından (Tilki / Vulpecula Takımyıldızı yönünden), her 1.3373 saniyede bir son derece düzenli, adeta bir saatin tik-takları ya da kapıyı çalan ritmik bir çekiç vuruşu gibi periyodik radyo sinyalleri gelmekteydi. O dönemde doğada bu kadar kusursuz bir ritim üretebilecek hiçbir gök cismi bilinmiyordu. Bilim insanları ilk başta bu düzenli sinyallerin uzaydaki yabancı bir zeki medeniyetten geldiğini düşünerek sinyale “LGM-1” (Little Green Men – Küçük Yeşil Adamlar) kodunu verdiler.
Ancak kısa süre sonra yapılan kuramsal ve gözlemsel incelemeler, bu sinyallerin uzaylılardan değil; ömrünü tamamlayan dev yıldızların süpernova patlamasıyla içe çökmesi sonucu oluşan “Nötron Yıldızları” (Pulsarlar / Pulsating Stars – Titreşen/Vuran Yıldızlar) olduğunu ortaya koydu (Bu tarihi keşif, 1974 yılında Antony Hewish’e Nobel Fizik Ödülü kazandırmıştır).
Nötron Yıldızının Akıl Almaz Yoğunluğu: Güneş’imizden 1.4 ila 2.1 kat daha büyük devasa bir yıldız kütlesi, kütleçekim kuvvetiyle sıkışarak yalnızca 20 kilometre çapında (küçük bir şehir büyüklüğünde) akıl almaz bir küreye dönüşür. Maddenin atomları öylesine birbirine kenetlenir ki, elektronlar protonların içine gömülerek saf nötron denizine dönüşür. Bu yoğunluk öylesine korkunçtur ki; bir nötron yıldızından alınacak tek bir çay kaşığı madde, Dünya üzerinde yaklaşık 1 milyar ton (bütün insanlığın ve yeryüzündeki tüm binaların toplam ağırlığı kadar) ağırlığa sahiptir.
Kur’ân-ı Kerîm’in kelime seçimleri, modern bilimin bin yılı aşkın bir süre sonra keşfettiği fiziksel gerçeklikle tam bir anatomik örtüşme içerisindedir:
Arapça lügatlerde t-r-k (طرق) kök fiili; “şiddetle vurmak, çekiçle dövmek, kapıyı vurmak/tıklatmak, ritmik darbeler indirmek” demektir (Çekiç ve tokmak aletine mıtraka – مطرقة denir). Nötron yıldızlarının dönme ekseni ile manyetik ekseni arasındaki açı farkı yüzünden, uzaya saçılan ışın konisi Dünya’nın hizasından her geçtiğinde radyo teleskoplarımıza tam anlamıyla ritmik bir kapı vuruşu sinyali ulaşır.
Arapçada s-k-b (ثقب) kökü; “delmek, matkapla delik açmak, bir şeyin içinden geçip öbür tarafından çıkmak, karanlığı yarıp delici bir şekilde aydınlatmak” anlamına gelir. Pulsarların kutuplarından fırlatılan rölativistik parçacık demetleri (X ve Gama ışınları), uzayın koyu karanlığını ve nebulaları adeta bir lazer mermisi gibi delip geçerek (sâkıb) milyarlarca ışık yılı mesafeden algılanır.
Milisaniye pulsarları (örneğin saniyede 716 kez dönen PSR J1748-2446ad), evrendeki en hassas zaman tutuculardır. Milyonlarca yılda yalnızca saniyenin milyarda biri kadar sapma gösterirler. Günümüzde astrofizikçiler kütleçekimsel dalgaları tespit etmek için atom saatlerini değil, bu yıldızların ritmik vuruşlarını referans alırlar.
Târık Sûresi’ndeki lafızlar ile modern astrofizik verilerinin sayısal ve fiziksel tablosu:
En hızlı milisaniye pulsarının saniyede kendi ekseni etrafında attığı tam tur sayısı (PSR J1748-2446ad).
Pulsarların kutuplarındaki manyetik alan şiddeti. Dünya’nın manyetik kalkanından trilyonlarca kat daha güçlüdür.
Tek bir çay kaşığı nötron yıldızı maddesinin Dünya’daki karşılığı olan 1 milyar tonluk atomik yoğunluk.
“Târık, aslen şiddetle vuran demektir. Geceleyin ortaya çıkıp karanlığın sükûnetini vuruşuyla bozan şeye de bu ad verilir. ‘es-Sâkıb’ ise ışığıyla karanlıkları ve tabakaları yarıp geçen, şiddetli ve delici aydınlığı olan yıldızdır. Cenâb-ı Hak onun bu harikulade kudretine kasem etmiştir.”
“Târık; tokmak vurur gibi vuran, kapı çalar gibi şiddetli tesir bırakan manasındadır. ‘en-Necmü’s-Sâkıb’ ise delip geçen, karanlığı delen, ışığı fevkalade delici ve nafiz olan yüksek ecramı semaviyedir. O yıldız semanın tabakalarını delip geçen kudret nişanesidir.”