NASA, bugün sabah 7:26’da (Doğu Kıyısı Saati), SpaceX Falcon Heavy roketiyle fırlatılan ve Nancy Grace Roman adını taşıyan yeni uzay teleskobunu resmen göreve başladı. Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi yakınında bulunan NASA’nın fırlatma rampasından havalanan roket, 27 adet Merlin motoruyla 5 milyondan fazla pound itme kuvveti üretti ve atmosferden geçerek uzayın derinliklerine yol aldı.

Nancy Grace Roman teleskobu şu anda Dünya ile Güneş arasındaki ikinci Lagrange noktası (L2) olarak bilinen bölgeye doğru ilerliyor. Bu nokta, Dünya’dan Güneş’e bakıldığında Dünya’nın arkasında yaklaşık 932.000 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Teleskop L2’ye ulaştığında, Ay’ın dört katı daha uzakta olacak.

Fırlatma öncesinde NASA, “Adopt a Pixel” (Bir Pikseli Benimse) kampanyasını duyurdu. Bu kampanya kapsamında kullanıcılar, teleskobun ilk görüntülerinden bir pikseli talep edebiliyor ve bu piksellere karşılık olarak dijital sertifika alabiliyor.

2020 yılında duyurulan Nancy Grace Roman Uzay Teleskobu, uzun yıllara dayanan geliştirme sürecinin ardından hayata geçirildi. Astronomlar, teleskobun beş yıllık görev süresi boyunca yaklaşık bir milyar galaksinin ışınlarını ölçmesini ve Samanyolu Galaksisi’ndeki gezegen sistemlerinin ilk kapsamlı sayımını gerçekleştirmesini bekliyor. Bu keşiflerin, kızılötesi astrofizik, dış gezegenler ve karanlık madde gibi konulardaki en önemli sorulara cevap bulmaya yardımcı olması bekleniyor. Her şey yolunda giderse, NASA görevin beş yıl daha uzatılması için planlama yapabilir.

Bilim insanları, teleskobun kızılötesi verilerini, aynı zamanda ABD Enerji Bakanlığı ile ortak yürütülen Vera C. Rubin Gözlemevi’nin elde ettiği görünür ışık verileriyle birleştirecekler.

Nancy Grace Roman teleskopu, 300,8 megapiksel çözünürlüğe sahip devasa bir kamera olan “Wide Field Instrument” (Geniş Alan Kamerası) ile donatılmış. Ayrıca, uzak yıldızların parlamasını engelleyerek etrafındaki gezegenleri daha net görüntülemesine yardımcı olacak prizma sistemleri, kendi kendini ayarlayan aynalar, maskeler ve dedektörlerden oluşan bir koronograf da bulunmaktadır.

Teleskobun yaklaşık 240 santimetre genişliğindeki aynası ve diğer ekipmanları sayesinde, Hubble teleskopuna göre yaklaşık 100 kat daha geniş bir alanı görüntüleyebilecek. Ağırlık olarak Hubble’a benzer olsa da, tasarım yenilikleri sayesinde ağırlığın yaklaşık %80 oranında azaltılmış.

Ayrıca, teleskobun üzerinde 1,35 milyon kişinin gönderdiği isimlerin bulunduğu özel bir hafıza kartı bulunuyor. Bu isimler arasında Artemis II ve Artemis III görevlerinde yer alan astronotların isimleri de yer alıyor.

Bu uzay teleskobu, NASA’nın ilk kadın baş astronomu olan ve orbital gözlemevlerinin geliştirilmesinde öncü rol oynayan Nancy Grace Roman’ın anısına adlandırılmıştır. “Hubble’ın Annesi” olarak da bilinen Roman, bu projenin finansmanının sağlanmasında önemli bir rol oynamıştır.

“Hubble, astronomiyi günlük hayatın daha geniş bir kesimine taşıdı. Onun varlığıyla gurur duyuyorum,” demişti.

Roman’ın astronomiye olan ilgisi çocukluğuna dayanmaktadır. 11 yaşındayken Nevada’daki sınıf arkadaşları için bir astronomi kulübü kurmuş ve Baltimore, Maryland’deki özel bir programdan erken mezun olmuştur. Kariyeri boyunca birçok engelle karşılaşmış, hatta bir dönem Chicago Üniversitesi’ndeki pozisyonundan ayrılmak zorunda kalmıştır çünkü kadınların bu alanda ilerlemesiyle ilgili sorunlar yaşanmıştır. Hubble Uzay Teleskobu’nun hayata geçirilmesindeki kararlılığı, karanlık maddenin keşfedilmesine yol açmıştır ve kendisi de bu buluşu programın en önemli başarısı olarak görmüştür.

İlk görüntüleri 2027 yılının başlarında almayı bekliyoruz. Önümüzdeki üç ay boyunca NASA ekibi, karmaşık bir dizi kurulum, kalibrasyon ve test gerçekleştirecek ve teleskop nihai yörüngesine ulaşacak.

Kaynak: Popsci ↗