New York’ta öğretmenler, yapay zeka (AI) kullanımının sınıflardaki yerini tartışırken teknoloji yazılımlarına erişim konusunda kısıtlamalar yaşıyor. Ülke genelinde ise ebeveynler, öğretmenler, okul bölgeleri ve eyalet yasama organları, sınıflarda teknolojinin ne kadar kullanılması gerektiği konusunda benzer sorularla mücadele ediyor. Bu hafta Meta, Instagram’ın kullanımını belirli saatlerde engelleyen “okul modu” özelliğini başlatmayı kabul etti. Birçok eyalet öğrencilerin cep telefonu kullanımını yasaklarken, eğitimde ekran kullanımını sınırlama hareketi güçleniyor. Mart ayında Utah ve Alabama, sınıflarda ekran kullanımını sınırlayan ilk eyaletler oldu.
Eğitim teknolojisi şirketleri, uygulamalarının öğrenmeyi eğlenceli hale getirdiğini ve öğrencilerin başarısını artırdığını savunuyor. Okullar da öğrencileri teknoloji odaklı bir geleceğe hazırlamak istiyor. Ancak birçok ebeveyn ve eğitimci, ekranların pahalı birer dikkat dağıtıcı olduğunu ve geleneksel yöntemlere göre ek fayda sağlamadığını düşünüyor. Bu tartışmaların finansal ve eğitimsel etkileri büyük olsa da, bilimsel araştırmalar karmaşık sonuçlar gösteriyor: Araştırmalar, öğrencilerin yeni beceriler öğrenmek için kullandığı dijital araçların genellikle ek bir fayda sağlamadığını, ancak interaktif, yaratıcı ve gerçek zamanlı geri bildirim sağlayan platformların ise olumlu etkileri olduğunu ortaya koyuyor.
Wisconsin-Madison Üniversitesi’nde K-12 eğitim politikası araştırmacısı Christopher Saldaña, “Teknoloji sınıflarda bir mıknatıs gibi işlev görüyor. Bir yandan uzun zamandır eğitim teknolojisinin neler yapabileceğine dair beklentiler vardı ve bunlar her zaman gerçekleşmedi” diyor.
Eğitim teknolojisi (veya “ed tech”) sektörünün 2024’te 48 milyar dolarlık gelir elde ettiği ve 2030 yılına kadar 90 milyar dolara ulaşması bekleniyor. ABD’de yaklaşık 13 bin kamu okulu bölgesi bulunurken, pazarlama iddialarını değerlendiren ve hangi platformların kullanılması gerektiği konusunda rehberlik eden merkezi bir otorite bulunmuyor. Bu durum, okul bölgelerinin iddiaları doğrulamak için yeterli kaynağa sahip olmadığı anlamına geliyor.
Veri gizliliği de, ekran kullanımının sınırlanmasını savunan ebeveyn gruplarının önemli endişelerinden biri. Utah Eyaleti Eğitim Kurulu’nun yaptığı bir araştırma, eğitim yazılımlarıyla ilgili veri gizlilik anlaşmalarını incelemiş ve öğrencilerin verilerinin %61’inin üçüncü taraflarla paylaşıldığını ve %36’sının reklamverenlerle paylaşıldığını tespit etmiş.
Alabama’daki yeni kurallar, eyalet eğitim bakanlığının erken çocukluk eğitiminde ekran süresini sınırlamasını gerektiriyor. Utah yasası, K-3 öğrencileri için (bilgisayar dersleri ve sınavlar hariç) ekran kullanımını yasaklıyor ve bu cihazların eve gönderilmesini de engelliyor. Los Angeles Birleşik Okul Bölgesi, ülkenin en büyük ikinci okul bölgesi olarak, Nisan ayında sınıflarda ekran kullanımını sınırlayan bir karar aldı.
Ancak bu kurallar istisna. Çoğu okul bölgesi teknolojiyi sınıflarda kullanmaya devam ediyor. Bu yıl EdWeek Research Center tarafından yapılan öğretmenler ve okul liderleri arasında yapılan bir ankete göre, katılımcıların %74’ü ebeveynlerin tepkileri nedeniyle eğitim teknolojisine yaptıkları yatırımları azaltmadıklarını ve yakın gelecekte de yapmayacaklarını belirtmiş. Öğretmenler, eğitim teknolojisinin öğrencilerin öğrenme ve beceri kazanma konusunda genel olarak olumlu bir etkiye sahip olduğunu, ancak sosyal-duygusal beceriler, genel sağlık ve sınıf davranışları üzerinde ise olumsuz bir etkiye sahip olduğunu bildirmiş.
Dijital öğrenme araçları hala yaygın olarak kullanılıyor olsa da, okulda eğitimsel olmayan teknolojilerin kullanımı giderek daha yaygın hale geliyor. ABD’nin 39 eyaleti ve Washington D.C., kamu okullarında cep telefonu kullanımını yasaklıyor. Bu yasaların bazıları sadece ders saatlerinde cihazların kullanılmasını engelliyor, diğerleri ise tüm okul gününü kapsıyor (öğle yemeği ve teneffüs dahil). Bu tür önlemler, genel olarak halk arasında giderek daha popüler hale geliyor; bu ilkbaharda Pew tarafından yapılan bir ankete göre, ABD yetişkinlerinin her yaş grubunda 2024’ten beri destek oranları artmış.
Cep telefonu yasaklarının etkileri hakkında yapılan araştırmalar karışık sonuçlar gösteriyor. Yondr adlı şirketin sağladığı kilitli telefon kutularını kullanan okulların yaptığı bir çalışma, ilk yıl disiplin olaylarının arttığını ve öğrencilerin genel refahının düştüğünü ortaya koymuş. Ancak sonraki yıllarda disiplin olayları azalmış ve öğrencilerin genel refahı artmış. Çalışma süresi boyunca test skorlarında veya devamlılıkta anlamlı bir değişiklik gözlenmemiş.
#HalftheStory adlı dijital sağlık odaklı bir sivil toplum kuruluşunun kurucusu Larz May, “Yasaklar sadece bir başlangıç noktasıdır. Bunlar asla kapsamlı bir çözüm değildir. Gördüğümüz şey ise, cep telefonu yasaklarının yanı sıra öğrencileri etkileyen diğer kesintiler ve sorunlar var” diyor.
Cep telefonu yasakları, gençlerin birbirleriyle nasıl etkileşim kurabileceğine dair seçenekleri kısıtlayarak, bağlantı ve gelişim için başka kaynaklar sunmuyor. “Ebeveynlerden duyduğumuz şey ise: ‘Bu cihazları elimizden alıyorsunuz ama başka neler sunuyorsunuz?’” diyor.

Gençlerin şu anda sınıflardaki en büyük endişeleri yapay zeka ile ilgili. 2025 yılında College Board tarafından yapılan bir araştırmaya göre, lise öğrencilerinin okuldaki yapay zekanın riskleri ve faydaları konusunda “kararsız” oldukları görülmüş, ancak öğrencilerin %84’ünün okulda yardım almak için yapay zekayı kullandığı belirtilmiş. Araştırma ayrıca, lise okullarının %20’sinin yapay zeka kullanımına izin verdiğini, ancak kabul edilebilir kullanım konusunda resmi bir politika olmadığını da ortaya koymuş.
Bu belirsizlik, öğrenciler arasında kaygı yaratıyor. Bir öğrencinin, ödevlerini yaparken kendisini videoya alarak, yapay zeka kullandığına dair suçlanmaktan korktuğunu belirtiyor.
Öte yandan eğitim teknolojisi şirketleri, ürünlerine giderek daha fazla yapay zeka entegre ediyor. Silvia Noguerón-Liu, sınıflarda kullanılan eğitim teknolojisi platformlarının genellikle okul bölgeleri tarafından titizlikle değerlendirildiğini vurgularken, eğitim teknolojisi şirketlerinin sunduğu seçeneklerin genişlediğini ve genellikle öğretmenler için zaman tasarrufu sağlayan çözümler olarak tanıtıldığını belirtiyor.
“Katıldığım son eğitim teknolojisi konferansında büyük isimlerin hepsi bir ‘yapay zeka keşif odası’na sahipti ve bu odalar biraz distopik bir havaya sahipti. Ancak sorun, içeriğin yapay zeka tarafından oluşturulduğu durumlarda ortaya çıkıyor, çünkü yapay zeka tarafından oluşturulan grafikler, bilgiler ve ders planları genellikle yanlış olabilir” diyor.
Uzmanlara göre, teknolojinin sınıfta yardımcı olup olmadığı büyük ölçüde öğretmene bağlı. Öğretmenlerin teknolojiyi etkili bir şekilde kullanabilmesi için eğitim ve kaynaklara ihtiyacı var ve bu her zaman sağlanmıyor. “Bana göre öğretmenlerin bilgisi ve eylemleri en etkili unsurdur” diyor.
Eğer bu makaleyi beğendiyseniz, desteğinizi rica ediyorum. Scientific American, 180 yıldır bilim ve sanayiye öncülük ediyor ve şu anda bu iki yüzyıllık tarihin en kritik anlarından birindeyiz.
SciAm her zaman beni bilgilendiriyor, hayranlık uyandırıyor ve evrenin sonsuz güzelliğine dair bir farkındalık yaratıyor. Umarım sizin için de aynı etkiyi yaratır.
Scientific American’a abone olarak, bilimsel araştırmalara ve keşiflere odaklanmamızı, ABD genelindeki laboratuvarlara yönelik tehditleri raporlamamızı ve hem yeni başlayan hem de deneyimli bilim insanlarına destek olmamızı sağlıyorsunuz. Karşılığında ise önemli haberler, büyüleyici podcast’ler, etkileyici infografikler, kaçırılmaması gereken bültenler, izlenmesi gereken videolar, zorlu oyunlar ve dünyanın en iyi bilim yazımını ve raporlamasını sunuyoruz. Ayrıca birine abonelik hediye edebilirsiniz.
Şu anda bilimsel konuların neden önemli olduğunu göstermek için birlikte çalışmamız çok önemli. Bu misyonda bize katılmanızı umuyorum.