Yıldızları, potansiyel olarak yaşama elverişli bir “Altın Bölge”ye sahip gezegenleri aramak gibi, uzayda yaşam belirtileri aramanın birçok yolu vardır. Ancak, daha spekülatif bir senaryo, “Dyson küresi” kavramını içerir.

Fizikçi Freeman Dyson’dan esinlenerek adlandırılan bu fikir, o kadar gelişmiş bir uzaylı uygarlığının, yıldızın enerjisinden doğrudan yararlanmanın bir yolunu bulduğu varsayımına dayanır. Uzaylılar teorik olarak bunu çeşitli yollarla başarabilirler, ancak en basit yaklaşım, bir yıldız nesnesini güneş radyasyonunu emen ve bu gücü Dyson küresinin mühendislerine geri ileten yörüngel tesislerle kaplamak olabilir.

Dyson, orijinal 1960 tarihli makalesini “küçük bir şaka” olarak tanımlamasına rağmen, daha sonra temel teknik detayların “doğru ve tartışmasız” olduğunu kabul etmiştir. Birçok araştırmacı bugün de bu fikre katılıyor ve Dyson kürelerini aramanın, uzaylı yaşamını tespit etmenin en kolay yollarından biri olduğunu savunuyor.

Ancak, İsveç’teki Uppsala Üniversitesi’nde yürütülen “Project Hephaistos” adlı bir kozmik araştırma projesi, bu konuda hayal kırıklığı yaratan yeni sonuçlar ortaya koydu. Projenin yakın zamanda yayınlanacak iki ayrı çalışmasına göre, uzaklardaki iki kırmızı cüce yıldızın etrafında yüksek teknolojili uzaylı enerji toplama sistemleri bulunmuyor. Bu bulgular, astronominin en etkileyici araçlarından birinin (JWST veya Webb) kullanımının devam ettiğini gösterse de, beklentileri düşürmüş durumda.

Astronomlar, çalışan bir Dyson küresinin, aşırı miktarda kızılötesi radyasyon şeklinde “teknosignatur” üreteceğini teorileştiriyor. Uppsala Üniversitesi astrofizikçisi Andreas Korn ve ekibi, Avrupa Uzay Ajansı’nın Gaia uydusu ve NASA‘nın Wide-field Infrared Survey Explorer (WISE) tarafından tespit edilen, beklenmedik şekilde düşük optik akışa ve daha yüksek kızılötesi akışa sahip “olağandışı kızılötesi özelliklere” sahip çok sayıda kırmızı cüce yıldızı belirlemişti. Bu adaylar, Dünya’dan yaklaşık 1000 ışık yılı içinde bulunan yaklaşık 1 milyon yıldız arasından seçilmişti.

“Aradığımız şey tam olarak buydu: optik olarak biraz sönük ve önemli miktarda kızılötesi atık ısıya sahip bir yıldız,” diye açıklayan Korn, bu adayların potansiyel Dyson küreleri olabileceği umuduyla incelemeye alınmıştı.

Ekip, en umut verici adayları olarak tanımladıkları iki sönük kırmızı cüce yıldızı daha yakından incelemek için JWST’yi kullanmıştır. Ancak, ne yazık ki, bu yıldızlar Dyson küresi olmadığı ortaya çıkmıştır. Bunun yerine, arka plandaki galaksilerden gelen ışığın etkisiyle enerji dağılımı olan oldukça standart kırmızı cücelerdir.

“WISE bize sadece kaba bir görüntü sağlıyor ve bu nedenle arka plan galaksinin fotonları ile kırmızı cüce yıldızın fotonları birbirine karışıyordu, bu yüzden onları ayıramıyorduk,” diye açıklayan Korn, JWST’nin daha detaylı analizler için kullanıldığını belirtmiştir.

Bu, Project Hephaistos’un karşılaştığı ilk durum değil. Zamanla, birçok Dyson küresi adayı arka plandaki galaksiler tarafından engelleniyor gibi görünüyor. Ancak, 2030’lu yıllarda tamamlanması planlanan Giant Magellan Telescope gibi yeni nesil kızılötesi teleskoplar umut vadediyor. O zamana kadar, Dyson küreleri arayışı devam ediyor.

Kaynak: Popular Science

Google Haberler & Keşfet
Google’da Takip Edin
Son dakika haberlerini ve analizleri Keşfet akışınızda anında görün

Takip Et