Pazar günü Kennedy Uzay Merkezi’nden fırlatılacak olan SpaceX Falcon Heavy roketinin taşıdığı en önemli yüklerden biri, astronomların “uzaydaki Dünya” arayışındaki kritik bir adımı temsil ediyor. NASA‘nın Nancy Grace Roman Uzay Teleskobu, öncelikle uzak galaksilerin incelenmesi için tasarlanmış olsa da, aynı zamanda daha yakınlardaki yıldız sistemlerini de inceleyecek ve bu sayede potansiyel olarak yaşanabilir gezegenlerin keşfedilmesine katkıda bulunacak.
Teleskopun “Galaktik Merkez Zaman Etkinliği Araştırması” olarak adlandırılan projesi, Samanyolu Galaksisi’nin merkezindeki yoğun ve yıldızlarla dolu bir bölgeye odaklanacak. Bu bölge, Dünya’daki gece gökyüzünde sekiz tam ayın kapladığı alana denk gelecek kadar geniş. Scott Gaudi (Ohio State Üniversitesi), “Bu bölgenin derinliklerine inerek, galaksinin diğer tarafına kadar görmeyi hedefliyoruz,” diyor.
Yüz milyonlarca yıldızın bulunduğu bu küçük alanda, Kristen McQuinn (Roman Uzay Teleskobu Misyon Bürosu), “Mikro merceklenme” adı verilen bir olayı tespit etmeye çalışacak. Bu olayda, bir arka plan yıldızının ışığı, önündeki cisimlerin yerçekimi etkisiyle geçici olarak bükülür ve yoğunlaşır. Eğer bu cisimler gezegenlere sahipse, gezegenler de daha küçük bir ışık sinyali yaratır. McQuinn, “Eğer 10.000 yıldızı incelersek bile sadece bir mikro merceklenme olayı gözlemleyebiliriz. Ancak Roman ile yüz milyonlarca yıldızın olduğu bu alanda, bu olay çok daha sık görülecektir,” diye ekliyor.
Mikro merceklenmenin dezavantajı ise, her bir olayın sadece bir kez gerçekleşmesidir ve bu nedenle takip çalışmaları yapmak zordur. Ancak teleskop, aynı zamanda yıldızların önünden geçen gezegenlerin oluşturduğu “geçiş” olaylarını da tespit edebilecek. Bu geçişler, mikro merceklenme olaylarından farklı olarak tekrarlayan sinyaller üretir ve daha detaylı incelemelere olanak tanır. Roman’ın hassasiyeti sayesinde, sadece büyük gezegenleri değil, aynı zamanda Dünya büyüklüğünde gezegenlerin de tespit edilmesi bekleniyor.
Meredith Joyce (Rochester Enstitüsü Teknolojisi), teleskopun “Galaktik Merkez”in yaşını belirlemede önemli bir rol oynayacağını belirtiyor. Galaksinin en eski bölgelerinden biri olduğu düşünülse de, daha genç yıldızların da bulunabileceği ihtimali var. Joyce, “Roman ile bu konunun kesin olarak aydınlatılması mümkün olacak,” diyor.
Teleskopun önümüzdeki yıllarda sağlayacağı veriler, sadece gezegenlerin sayısını değil, aynı zamanda farklı türdeki nesnelerin oluşum süreçlerini de anlamamıza yardımcı olacak. Ayrıca, teleskopun starlight-blocking coronagraph adı verilen özelliği sayesinde, diğer yıldız sistemlerindeki Jüpiter büyüklüğündeki gezegenlerin bile fotoğraflarının çekilmesi mümkün olacak.
Pazar günü yapılacak fırlatmanın ardından, teleskobun tamamen faaliyete geçmesi ve bilimsel gözlemlerin başlaması biraz zaman alacak. Ancak astronomlar, Samanyolu Galaksisi’nin merkezindeki bu “perdenin” aralanmasının sağlayacağı heyecan verici keşifler için sabırsızlıkla bekliyor.