Günümüzde dünya genelinde temel bir besin kaynağı olan patates, yaklaşık 10.000 yıl önce And Dağları’nda yaşayan yerli halklar tarafından ilk kezbesleyici patatesolarak evcilleştirilmiştir. Araştırmalar, bu insanların beslenmesindeki merkezi rolü nedeniyle, vücutlarının bu çok yönlü yiyeceği daha verimli bir şekilde işleyebilmesi için adapte olduğunu gösteriyor. Günümüzde, onların soyundan gelenlerin dünyadaki en yüksek sayıda nişasta sindirimi ile ilişkili genlere sahip olduğu tespit edilmiştir.
Nature Communicationsdergisinde yayınlanan bir araştırmada, 85 farklı küresel popülasyondan 3723 kişinin genomik verileri analiz edildi. AMY1 geni, tükürük enzimini üreten ve nişastayı parçalayan bir gen olup, bu genin daha fazla kopyası, daha etkili nişasta sindirimi anlamına gelir.
Araştırmacılar, And Dağları’nda yaşayan yerli halkların, diğer gruplara kıyasla AMY1 geninin iki ila dört kat daha fazla kopyasına sahip olduğunu buldu. Bu “nişastalı güç”, patateslerin evcilleştirildiği zamanlarla aynı döneme denk geliyor. Daha fazla kopya bulunan bireylerin, her nesilde yaklaşık %1,24’lük bir hayatta kalma veya üreme avantajına sahip olduğu ve zamanla doğal seçilimin bu genin daha yüksek sayıda bulunmasına yol açtığı tespit edildi.
“Biyologlar uzun zamandır farklı insan gruplarının diyetlerine bağlı olarak genetik adaptasyonlar geliştirdiğinden şüpheleniyordu, ancak kanıtların bu kadar güçlü olduğu çok az durum var,” şeklinde biraçıklamayapan ve Buffalo Üniversitesi’nde görevli olan evrimsel biyolog Omer Gokcumen, araştırmanın önemini vurguladı.
Peru’daki yerli halkların, ortak bir evrimsel geçmişe sahip olmasına rağmen patates yetiştirme geleneği olmayan Meksika’daki Maya halkına göre daha fazla AMY1 gen kopyasına sahip olduğu görüldü. Araştırmacılar, bu farkın patates yetiştiriciliğinin sonucu mu yoksa Avrupa ile temastan sonra ortaya çıkan kıtlık, hastalık ve çatışmalarla mı açıklanabileceğini belirlemek zorunda kaldılar. Başka bir deyişle, gördüklerinin sömürgecilikten kimin sağ çıktığının bir sonucu olup olmadığını anlamaya çalıştılar.
Bu olasılıkları değerlendirmek için araştırmacılar, bilgisayar simülasyonları, gelişmiş DNA dizileme teknolojileri ve çeşitli istatistiksel testler kullandılar. Tüm bu yöntemler, And Dağları halklarının bu adaptasyonu Avrupa ile temastan önce geliştirmeye başladığını doğruladı.
Araştırmanın ortak yazarı Abigail Bigham, modern gıda seçeneklerinin insanları nasıl etkileyebileceğine dair soruları gündeme getirdiğini ve dünya çapındaki diyetlere ve mutfaklara erişimin artık yaygın olduğu bir dönemde bu durumun özellikle önemli olduğunu belirtti. Vücutlarımız, ne yediğimize göre sürekli olarak adapte olmaya devam edecek.
“Paleo diyeti gibi fikirler var; bunlar Paleolitik döneme uygun olup, evcilleştirme sonrası ortaya çıkan gıdaları tüketmeye uygun olmadığımızı savunuyor,” diyen Bigham, “Ancak bu araştırma, insan popülasyonlarının son 10.000 yıl içinde değişen beslenme koşullarına yanıt verdiğini ve evrimleştiğini gösteriyor. Metabolik yollarımız sadece Paleolitik geçmişin bir ürünü değil.”
Kaynak: Popular Science