İsrail’in eski dışişleri bakanı Şimon Peres’in ölümünün 10. yılını kutlayan Peres Barış ve Yenilik Merkezi, Peres’in gizli bir kimliğiyle katıldığı Kasım 1993’teki Ürdün Kralı Hüseyin ile yapılan toplantının arşiv belgelerini açıkladı. Belgeler, İsrail-Ürdün barış anlaşmasının erken aşama temellerinin iki liderin de katkılarıyla atıldığına işaret ediyor; Hüseyin’in toplantıda “Belki elimde sadece bir ya da iki yıl var; her şeyi masaya koyacağım” ifadelerini taşıyan kayıtlar, dönemin geriliminin içinden bir barış arayışının izlerini taşıyor.

Bu belgeler, Peres’in ölümüne adanmış devlet töreninin aynı gün, merkezin resmi açıklamalarıyla kamuoyuna sunuldu. Kayıtlarda Peres’in tanınmaması için görünümünün dahi değiştirildiği belirtiliyor. Peres Merkezi, iki liderin bölgeye barış yönünde dönüşüm aradıkları bu görüşmeyi bir nevi “barış için bir vasiyetname” olarak tanımlıyor.

Gizli Görüşmede “Her Şeyi Masaya Koyacağım” İfadesi

Merkezin paylaştığı kayıtlara göre, Hüseyin toplantı sırasında hissettiği aciliyeti ve barış anlaşmasını ileriye taşımak için kendisine kalmış zamanı kullanma arzusunun peşine düştü. Kral Hüseyin, döneminin zorlayıcı koşullarına rağmen barış yolunda atılacak adımların ne kadar önemli olduğunu vurgulayan sözleriyle, İsrail-Ürdün arasındaki ilişkilerin köklerine uzanan bir dönüm noktasını canlandırdı. “Belki elimde sadece bir ya da iki yıl var; her şeyi masaya koyacağım” cümlesi, o görüşmenin yalnızca diplomatik bir toplantı değil, aynı zamanda iki liderin barışa dair somut bir iradesinin yansıması olduğunu gösteriyor.

İki liderin de bölgeye barış yönünde dönüşüm aradıkları bu görüşmeyi, bir nevi “barış için bir vasiyetname” olarak tanımlıyoruz.

Peres Barış ve Yenilik Merkezi

Bu belgelerin ortaya konması, 1994 yılında imzalanan İsrail-Ürdün barış anlaşmasının arka planına ışık tutarken, bölgedeki barış çabalarının zaman zaman gizli ve cesur adımlarla atıldığını hatırlatıyor. Hüseyin’in “bir ya da iki yıl” ifadesi, o dönemin ne kadar kritik bir pencere sunduğunu ve barışın ancak zamanın baskısı altında kararlı bir iradeyle mümkün olabileceğini ortaya koyuyor.

İki Peygamber Mirasının Ortak Ufku

Bu tarihsel açığa çıkışın ötesinde, metnin daha geniş bir perspektiften ele aldığı konu, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’ın ortak eshatolojik geleneğine dayanan bir barış vizyonu. İslam geleneği, bildiğimiz dünyaya son verme, iyilik ve kötülük arasındaki nihai bir karşılaşma ve ardından Tanrı’nın izniyle insanlığın ödüllendirilip huzur dolu bir çağın gelmesini bekliyor. Kur’an, “İnşaallah, Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, yahut Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabilerden, Allah’a ve ahiret gününe iman eden ve salih ameller işleyenler, Rabbleri katında bir mükafat bulacaklar; onlara ne bir korku var ki, ne de üzüntü” (2:62 ve 5:69) ayetleriyle, bu pluralist anlayışın Tanrı’nın hüküm günü için geçerli olduğunu özellikle vurguluyor.

Yahudi geleneğindeki Mikah peygamberinin vizyonu ise bu ortak umudu somutlaştırıyor. “İyilerin ve kötülerin dağında, Tanrı’nın tapınağı en yüksek dağ olarak kurulacak; tepe tepelerin üzerinde yükselir ve uluslar ona akın eder. Pek çok ulus gelir ve der ki: ‘Gelin, Yakub’un Tanrısı’nın tapınağına, Tanrı’nın yollarını bize öğretilsin ki, onun yollarında yürüyalım’ diyecekler” (Mikah 4:1-5) ifadeleriyle, farklı halkların aynı coğrafyada huzur içinde yaşayabileceğine dair bir tablo çiziyor.

İki Devlet Çözümü ve Dini Birleşme Arayışı

Metnin yazarı, İshak ve İshmael’in soyundan gelenlerin asla birbirine savaş açmamasının Tanrı’nın iradesi olduğuna işaret ederek, İsrail ve Filistin arasındaki çatışmanın aslında iç savaş niteliğinde olabileceğini savunuyor. Bu çerçevede, İsrail ve Filistin arasında iki barışlı devlet için “iki barışlı halkın toprağı üzerinde huzur içinde paylaşım” çağrısı öne sürülüyor. Thomas Friedman’ın “Bu konunun tek adil ve uygulanabilir çözümü, iki yerli halk için iki ulusal devlettir” ifadeleriyle de desteklenen bu yaklaşım, din, milliyet ya da siyaset ne olursa olsun iki devlet çözümünü barışın tek makul yolu olarak konumlandırıyor.

İki barışlı devlet için ‘iki barışlı halkın toprağı üzerinde huzur içinde paylaşım’ çağrısı, ‘nehir ile deniz’ ifadesini ölümler ve nefret çağrısı olmaktan çıkarıp özgürlük, insan hakları ve barışlı bir yaşam çağrısı haline getirmemizi gerektiriyor.

Metnin yazarı

Yazar, Rabat’taki bir üniversitede öğretim üyesi olan Dr. Mohamed Chtatou’nun görüşünü de aktararak, mevcut savaş sonrası İsrail’in aşırılı ulusalist koalisyonunun kamuoyu görüşüyle zayıflayabileceğine ve Filistin Yönetimi’nin Gazze’yi devralması durumunda her şeyin yeniden mümkün olabileceğine dair umut işaretleri taşıdığını belirtiyor. Chtatou, “İki zorlayıcı ‘eğer’ ama ciddi bir alternatif yok” ifadeleriyle bu senaryonun ne kadar kritik olduğunu vurguluyor.

Bölgesel Gerilimin Arka Planı

Metinde ayrıca, Rusya, Kuzey Kore ve İran’ın kuzeyden gelen bir gerilimin arka planı olarak ele alındığına işaret ediliyor. İki İsrail yetkilisi, Axios haber sitesine verdiği açıklamada, İsrail, ABD, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Ürdün ve Mısır’ın askeri başkanlarının geçen hafta Almanya’da İran ile ilgili savaş ve bölgesel gerilim konularını görüştüğünü bildirdi. Kuzey Kore askerlerinin Rus güçleriyle birlikte savaştığı, askeri ve teknolojik işbirliklerin derinleştiği ve Rusya ile Kuzey Kore arasında yeni bir yol köprüsünün bağlandığı belirtilerek, bölgedeki gerilimin boyutları vurgulanıyor.

Yazar, ancak dini liderlerin pişmanlık, tevazu, affetme, uzlaşma ve barış umudu gibi dinî değerlerin önemini kavradığı bir dönemin, sekiz on yılı aşkın süredir sürdürülen bu çatışmanın ötesinde bir çözüm arayışına katkı sağlayabileceğine dair bir beklenti içinde. Kur’an’ın “Belki Allah, aranızda ve aranızda düşman olanlar arasında bir sevgi koyar; Allah yetkili ve Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir” (60:7) ayetiyle desteklenen bu vizyon, nefret ve intikam çağrısının ötesinde, iki halkın da özgürlük için ses getirmesini hedefliyor.

Peres’in arşiv belgelerinin açığa çıkarılması, bölgedeki barış arayışının köklerine uzanan bir hatırlatma niteliği taşıyor. 1993’te gizli bir kimlikle yapılan görüşmede atılan temeller, bugün yeniden değerlendirilirken, iki halkın da nefret ve intikam yükünden kurtulması, barışın somut bir geleceğe dönüşmesi için hâlâ önümüzde duran asıl görev olarak öne çıkıyor.

İlginizi Çekebilir: İmkân Olmayan Mavi Gül Sonunda Gerçek Oldu →
Kaynak: Eurasia Review ↗